PSİKOFARMAKOLOJİDE YAYGIN KULLANILAN BAZI TERİMLER SÖZLÜĞÜ
Aksiyon potansiyeli: Akson boyunca aşağıya doğru, nörotransmiter salınımını
başlatmak üzere, hareket eden elektrik impuls dalgaları.
Adenilat siklaz: Uyarılması ile ikincil haberci (secondary messenger)
siklik adenozin monofosfat (siklik AMP) oluşturan bazı reseptör tipleri
ile ilişkili bir hücreiçi enzim.
Afekt: Mood (mizaç) veya emosyonel durum.
Afektif bozukluk: Afekt bozukluğunun ön planda olduğu ruhsal hastalık
(mental illness). Bu bozukluklar mani ve depresyonu kapsar.
Afinite: Ligandın, reseptöre veya enzimin aktif kısmına, bağlanma gücü.
Bu afinite sabitesi (Km veya Bmax ) ile ölçülebilir.
Agnozi: Görsel uyarıları tanıma yetisinin katbı.
Agonist: Reseptör üzerine doğal ligand ile benzer etkiler oluşturarak
etki eden madde.
Akinezi: İstemli kas hareketinin azalması veya kaybı.
Alkolik demans: Kısa ve uzun süreli belleğin, soyut düşüncenin ve yargılamanın
bozulması ile karakterize, uzamış ve ağır alkol kullanımı ile ilişkili
organik beyin sendromu.
Alkaloid: Bitkisel kökenli organik baz içeren kompleks nitrojen (örneğin
morfin).
Alkil grubu: Açık zincir hidrokarbondan elde edilen bir radikal. Sıklıkla
alfatik grup olarak da geçer (örneğin metil veya etil grup).
Antagonist: Reseptörü bloke ederek, agonistin fizyolojik yanıt oluşturmasını
engelleyen madde. Antagonistin kendisinin biyolojik aktivitesi olmamalı.
Antinosiseptif: Ağrılı uyaranı azaltma veya durdurma etkisine sahip olma
(örneğin analjezikler).
APUD hücresi: Plateletin elde edildiği, amin ön maddesi içe alma (uptake)
ve dekarboksilasyon hücresi.
Aril: Aromatik hidrokarbon ile ilişkili olan veya ondan elde edilen kimyasal
grup (örneğin benzene benzer molekül).
Ataksi: Kas koordinasyonunun bozulması.
Akson: Aksiyon potansiyelinin sinir terminaline (ucuna) ileildiği, tek
fibrilden oluşan nöron parçası.
Bağımlılık: Kişinin kötüyekullanılan maddeye bağımlı olduğu durum.
Bazal ganglionlar: Birincil olarak hareketin başlatılması ve kontrolü
ile ilişkili olan, korpus striatum ( globus pallidus ve putamen) ve substantia
nigradan oluşan, beyindeki çekirdekler topluluğu.
Bipolar: Mani ve depresyon arasında mizaç dalgalanmaları ile karakterize
afektif hastalık.
Beyin uyarı (stimülasyon) ödülü: Hayvanların, ödül ortaya çıkartan, beynin
subkortikal bölgelerine derin, düşük yoğunlukta elektrik uyarıları oluşturmayı
öğrendikleri deneysel prosedür.
Delüzyon: Herhangi bir destekleyici kanıtı olmayan düşünce.
Demans: Bilincin global (geniş) yıkımının olmadığı, zihin, bellek ve kişiliğin
global (yaygın) yıkımı.
Depersonalizasyon: Vücüdunun gerçek olmadığı şeklindeki subjektif yaşantı.
Depolarizasyon: Sinir membranının (zarının) dış tarafına göre sinir hücresinin
içinin daha az negatif yüklü hale gelmesi.
Desensitizasyon: Aşırı uyarılmaya cevap olarak reseptör duyarlılığının
azalması. Dovn regülasyon da denir. Bu değişiklikler, reseptörlerin sayısındaki
ve/veya fonksiyonel (işlevsel) duyarlılığındaki azalma ile ilişkili olabilir.
Desensitizasyon, aynı zamanda özgül anksiyeteye neden olan uyarana kontrollü
maruz bırakma ( exposure) ile anksiyete ve panik durumlarının azalmasını
tanımlamak için de kullanılan bir terimdir.
Diensefalon: Beynin talamus, hipotalamus ve pituiter bezi içeren ön kısmı.
Disosiasyon sabitesi: Ligandın reseptörden ayrılmasını nicel olarak tanımlamak
için kullanılan terim. Ligand bağlanma çalışmalarında afinite sabitesinin
karşıtı olarak kullanılabilir.
Dizigotik: Genetik çalışmalarda, iki ayrı yumurta hücresinden oluşan ve
dolayısıla da farklı genetik özellikleri olan ikizleri tanımlar.
Diskinezi: İstemli hareketlerin bozulması.
Disfazi: Dilin bozulması.
Dispraksi: Koordine (eşgüdümlü) hareketlerin yerine getirilme yetisindeki
bozukluk.
Elektrolitik lezyon: Sinir yolağı tarafından inerve edilen beyin bölgesine
yerleştirilen elektrodlar arasında akım geçmesi ile özgül sinir yolağının
harap edilmesi.
Enzim indüksiyonu: Mevcut substrat miktarının artışına yanıt olarak enzim
aktivitesindeki artış. Örneğin tekrarlayan alımından sonra barbitüratlar
karaciğer mikrozomal enzim sisteminin aktivitesini arttırır.
Extrapiramidal: Piramidai sistemi içermeyen motor kontrol. Bazal gangliyonlardan
başlar.
G proteinleri: Reseptörleri iyon kanallarına veya ikincil habercilere
bağlayan nöron içi protein ailesi.
Glia: Beyinde, sinir hücreleri etrafında fiziksel ve metabolik bariyer
olarak işlev gören, destekleyici hücreler.
Globus pallidus: Bazal gangliyonlar içersindeki bir çekirdek.
Grand mal: Tonik ve klonik kas hareketleri ve bilinç kaybı ile karakterize
major nöbet bozukluğu.
Guanilat siklaz: Aktivasyonu ile ikincil haberci siklik guanilat monofosfat
(siklik GMP) oluşturan bazı reseptör tipleri ile ilişkili olan hücreiçi
bir enzim.
Halüsinasyon: Gerçek uyarıya dayanmayan duysal algı.
Hepatik ensefalopati: Zihinsel işlevlerde ve emosyonda değişikliklere
yol açan ilerleyici metabolik karaciğer bozukluğu.
5-HİAA: 5- Hidroksiindolasetik asit, monoaminoksidaz tarafından meydana
getirilen 5-hidroksitriptamin (serotonin)'in ana metaboliti.
Hipokampus: Öğrenme ve bellekte rol oynadığı düşünülen temporal lob bölgesi.
HVA: Homovalinik asit, monoamin oksidaz ve katekol-O-metiltransferaz aktivitesi
ile oluşan, dopaminin ana metabolitlerinden biri.
Hiperbarik: Artmış basınç.
Hiperkinetik: Artmış hareket veya aktivite.
Hipnotik: Uyku yapıcı.
Hipokondriyazis: Sağlıkla aşırı ilgilenme.
Hipofiz: Pituiter bez. Hipofizektomi pituiter bezin alınmasıdır.
Hipotalamus: Beynin tabanında (base of the brain) bulunan ve otonomik
aktivite ve davranışın bazı yönleri ile ilgili olan bölge.
İmmünofloresans: Araştırılan maddeleri tanımlamak için kullanılan, antikorların
kullanıldığı floresans histokimya yöntemi.
İndoller: 2,3-benzpirol yapıdaki maddeler. İndolaminler, örneğin 5-hidroksitriptamin,
indol yapısı içeren maddelerdir.
İntrinsik aktivite: Ligandın, reseptöre bağlandıktan sonra, biyolojik
cevap oluşturma doğal yetisi.
İnvers agonist: Reseptör üzerinde, alışılmış agonistin oluşturduğunun
tam tersi etkiler oluşturan madde. Dolayısıyla benzodiazepin reseptörlerinde
invers agonistlerin anksiyojenik, prokonvülsan ve promnestik etkileri
vardır.
İyon kanalı: Sinir membranı üzerinde, sinir zarının elektrik aktivitesinde
değişiklikler oluşturmak üzere sodyum, potasyum ve diğer metal ve metal
olmayan iyonların (örneğin klorid) geçtiği gözenekler. Bu kanallar sinir
membranı üzerinde bulunan reseptörler tarafından kontrol edilir.
İyontoforez: Elektrik akımı aracılığıyla salınan maddelerin mikropipetle
uygulanması.
İzomerizm: İki veya daha fazla yapısal formu olan molekülün varlığı. Stereo-izomerizm
aynı moleküler ve yapısal formüle sahip olan, ancak uzaysal konfigürasyonları
farklı olan iki veya daha fazla sayıdaki maddeleri ifade eder.
Kağıt kromatografi: Kağıt üzerinde kapiler etkiyle yayılan organik çözeltilerdeki
relatif çözünürlüklerine göre, filtre kağıdı üzerinde farklı bileşiklerden
oluşan karışımın ayrılması.
Katalepsi: Hem değişikliğe direnç hem de yeni verilen postüre kolayca
alışmanın olduğu rijidite durumu.
Katatoni: Hareketlerde hem azalma hem de artış ile veya bu iki durumun
ardısıra ortaya çıkması ile ilişkili klinik semptom. Bu terim aynı zamanda
otomatizm veya stereotipik hareketleri tanımlamak için de kullanılabilir.
Katekol: 1,2-dihidrobenzen yapısı, katekolamin transmiterleri noradrenalin
ve dopamin örnek olarak verilebilir.
Klasik benzodiazepinler: Yapısal olarak diazepam ile ilişkili olan ve
kalitatif olarak benzer profile (örneğin anksiyolitik, antikonvülsan,
kas gevşetici ve sedatif) sahip olan 1,4-benzodiazepinler.
Klirens: İlacın vücuttan uzaklaştırılma hızı.
Kofaktör: Kimyasal reaksiyonda direkt etkili olmayıp, enzime yardım eden
- reaksiyonu katalize eden bileşik veya iyon.
Komorbidite: Aynı hastada aynı zananda birden fazla hastalığın olması
(örneğin anksiyete ve depresyon).
Kompartmanlar: İlaç veya nörotransmiterin farklı kinetik karakteristiklere
sahip olduğu vücut alanları.
Kompetitif inhibisyon: İnhibitör, substrat veya agonistin relatif konsantrasyonuna
bağlı olarak enzim veya reseptörün inhibisyonu.
Kore: Tekrarlayıcı istemsiz sıçrayıcı hareketler.
Korpus striatum: Kaudat çekirdek ve putameni içeren bazal gangliyonların
bir parçası.
Korsakof psikozu: Uzun süreli ve ağır alkol kullanımı ile ilişkili olan
organik beyin sendromu. Yeni olaylarla ilgili amnezi ve yeni bilgileri
kaydedememe (öğrenememe) ile karakterizedir.
Kütle fragmentografisi: Kütle spektrometrisi kullanarak özgül fragmanların
ölçülmesi yoluyla bileşiklerin kantitatif analizi.
Kütle spektrometrisi: Molekülün iyon bombardımanına tutulmasıyla oluşan
fragmanların molekül ağırlığının ölçülmesiyle maddenin kimyasal yapısının
analizi.
LD50; ED50: Popülasyonun % 50'sinde letal (ölümcül) (LD50) veya etkili
(efektif) (ED50) olduğu madde dozu.
Ligand: Reseptöre özgül olarak bağlanan madde.
Medula oblongata: Ponsun altında bulunan beyin bölgesi.
Mezensefalon: Orta beyin (midbrain) olarak da isimlendirilen, tegmentum
ve substantia nigrayı kapsayan beyin bölgesi.
Mezolimbik sistem: Nükleus akumbens, olfaktor tüberkül ve kortekse olan
projeksiyonları içeren beyin bölgesi.
MHPG: 3-Metoksi-4-hidroksifenilglikol, monoamin oksidaz ve katekol-O-metiltransferaz
tarafından oluşturulan, noradrenalinin ana beyin metaboliti.
Mikrozomal etanol oksidasyon sistemi: Alkolleri ve diğer maddeleri metabolize
eden, karaciğer enzim kompleksi.
Mikrozomlar: İlaçlar kadar doğal maddelerin metabolizmasında etkili olan
ve çoğu hücre tipinde bulunan subselüler partiküller.
Migren: 5-HT'in etkili olduğu düşünülen, lokalze baş ağrısı ile karakterize
ve sıklıkla bulantı, kusma ve duysal bozuklukların eşlik ettiği bir sendrom.
Mitokondri: Enerji üretimi (örneğin ATP) ve metabolizmada etkili olan
çubuk şeklinde subsellüler partiküller.
Monoamin: Katekolamin ve indolamin nörotransmiterlerin genel adı.
Monozigotik: Genetik çalışmalarda tek yumurta hücresinden oluşan ve dolayısıyla
aynı genetik özelliklere sahip ikizleri tanımlar.
Nöromodülatör: Nörotransmiterin fonksiyon ve etkilerini modifiye eden
madde, örneğin peptidler.
Nevroz: Gerçekçi olmayan fikirlere aşırı bağlılık ve hayata rasyonel objektif
bakış geliştirememe davranışı.
Nöron: Sinir hücresi.
Nöroregülatör: Nörotransmiter kriterlerini karşılamayan bileşik.
Nörotransmiter: Yakınındaki nöronları uyarmak veya inhibe etmek üzere
nöron tarafından salınan kimyasal haberci.
Nigrostriatal yolak: Substantia nigradaki hücre gövdelerinden striatuma
olan nöral projeksiyon.
NMDA: N-Metil-D-aspartat, eksitatör amino asit alt sınıfı (glutamat) reseptörlerini
aktive eden sentetik amino asit.
Nükleer şizofreni: İlişkili ve sosyal faktörlerden çok şizofreninin çekirdek
semptomları.
Otoreseptör: Presinaptik sinir ucunda bulunan ve aynı sinir ucundan salınan
transmitere yanıt veren reseptör. Presinaptik reseptör olarak da isimlendirilir.
Otozom: Cinse bağlı farklılaşmadan sorumlu olmayan kromozomlar.
Paranoya: Sıklıkla perseküsyon türünde olan hezeyanların varlığı.
Partikülat fraksiyon: Sıklıkla subselüler partiküller (parçacıklar) içeren
doku homojenatı bölümü için kullanılır.
Pasivite: Dış ajanların kontrolünde olduğu hissi.
Penetrans: Kalıtsal özelliğin ekspresyon derecesi için kullanılan genetik
terim.
Plazma: İçinden hücrelerin alındığı, ancak pıhtılaşmasına izin verilmeyen
kan.
Platelet: Kanın pıhtılaşmasında rol alan ve APUD hücrelerinden oluşan
küçük kan öğeleri. Trombosit olarak da isimlendirilir.
Polidipsi: Aşırı içme.
Polipeptid: Aminoasit zincirinden oluşan protein benzeri molekül.
Pons: Serebellum altında bulunan arka beyin bölgesi.
Postsinaptik: Sinir terminalinin yakınında bulunan ve postsinaptik reseptörleri
taşıyan zar parçası.
Prekürsör: Sıklıkla nörotransmiterlere metabolize olan bileşikler için
kullanılır (örneğin triptofan 5-hidroksitriptaminin prekürsörüdür).
Presinaptik: Sinapsın proksimalinde oluşan olaylar veya yapılar.
Protein kinazlar: Yüklü (uyarılmış) fosfat gruplarını proteinlere taşıyan,
böylece de ekstraselüler (hücre dışı) sinyallere yanıt olarak, intraselüler
(hücre içi) olayları düzenleyen enzim grubu ( bak PI sistemi).
Psikolojik bağımlılık: Kötüye kullanılan maddenin ani çekilmesini takiben
ortaya çıkan disfori ve yoğun madde isteği (craving).
Psikoz: Gerçeği değerlendirmenin ve gerçeklikle bağın bozulduğu psikiyatrik
durum.
Psikotropik ilaç: Beyin üzerinde, mizaç ve davranışta değişiklik oluşturmak
üzere etki eden ilaç.
Pürinerjik: Beyin ve kalpte bulunan ve adenozin gibi pürin nörotransmiterleri
salgılayan nöronlar.
Putamen: Corpus striatum içinde bulunan beyin bölgesi.
Radyoimmünoasey: Öxgül maddeye karşı geliştirilen antikorların, bu maddenin
konsantrasyonunu ölçmek üzere, kullanıldığı asay tekniği.
Radyolojik olarak işaretlenmiş madde: Bir veya daha fazla radyoaktif atom
(genelde 3H veya 14C) içerecek şekilde sentez edilen bileşik.
Reseptör: Doğal ve sentetik ligandların, fizyolojik veya farmakolojik
etkiler oluşturmak üzere bağlandıklaı, nöronal hücre zarındaki protein
içeren kısmı.
Seçici 5-HT gerialım inhibitörleri: Beyin dokusu ve trombositlerde in
vivo ve in vitro 5-hidroksitriptaminin geri alımını özgül olarak inhibe
eden fluoksetin ve fluvoksamin gibi antidepresanlar.
Sinaps: Komşu nöronları ayıran aralıklar.
Stereotaksik cerrahi: Beyindeki yeri tam olarak bilinen lezyonlar için
elektrokoagülasyon, selektif nörotoksinler veya radyoaktif parçacıklar
yoluyla uygulanan yöntem.
Stereotipi: Vücüt hareketlerinin ısrarlı tekrarı.
Subsensitivite: Doz-cevap eğrisinde sağa kayma olarak görülen, reseptörün
sabit agonist konsantrasyonuna azalmış yanıtı. Davranış olarak ise subsentivite,
sabit ilaç dozuna azalmış yanıtı ifade eder. Süpersensitivite subsensitivitenin
karşıtıdır ve doz-cevap eğrisi sola kaymıştır.
Terapötik indeks: İlacın terapötik etki oluşturan dozu ile toksik dozu
arasındaki aralık.
Tolerans: Agonist veya antagonistin uzamış uygulamasını takiben, artmış
metabolizma (metabolik tolerans denir) veya azalmış reseptör duyarlılığı
(farmako- veya doku toleransı olarak isimlendirilir) sonucu ortaya çıkan,
etki azalması.
Tuberoinfundibuler sistem: Hipotalamusu pituiter beze bağlayan sistem.
Up-regülasyon: Agonistin azalmış etkisini kompanse etmek üzere reseptörlerin
sayı ve/veya sayısındaki artış.
Ventral tegmental alan (VTA): Substantia nigranın arkasındaki orta beyin
alanı.
Ventriküller: Beyinde bulunan beyin omurilik sıvısı içeren boşluklar.
Voltaj- bağımlı kalsiyum kanalları: Sinir impulsları tarafından kontrol
edilen kalsiyum kanalları.
|