Pek çok insan değişik nesne ve durumlardan değişen derecelerde korkar
ama epidemiyolojik çalışmalara göre toplumun %5-10'unda bu korkular "fobi"
tanısı alabilecek kadar şiddetlidir. Sosyal fobi, başkalarınca eleştirileceği,
onların yanında rezil olacağı ya da utanç duyacağı durumlara düşeceği
endişesiyle sosyal ortamlara girmekten çekinme, insanlarası iletişim kurma
konusunda korku duymadır. Pek çok insan için özel sosyal durumlarda yaşanan
stres duyguları bilinen bir durumdur. İnsanların çoğu bir topluluk önünde
konuşmaları gerektiğinde anksiyete yaşarlar. Bu anksiyeteye çoğunlukla
somatik semptomlar da eşlik eder: ellerin terlemesi, yüz kızarması v.b.
İnsanların bir kısmı böyle durumlarda anksiyeteleriyle başa çıkamaz ve
bu tür ortamlardan kaçınırlar. Sonuçta bu kaçınma davranışları yüzünden
sosyal ve mesleki işlevsellikleri bozulur.
Sosyal fobide kişinin başlıca korkusu başkalarının yanında küçük düşeceği,
sıkıntı duyacağı ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağı korkusudur.
Bu hastalar başkalarıyla etkileşimde bulunmalarını gerektiren ya da bir
eylemi başkalarının yanında yerine getirmeleri gereken durumlardan korkarlar
ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar. Sık görülen sosyal fobiler,
başkalarının önünde konuşma, yemek yeme ya da yazı yazma, genel tuvaletleri
kullanma, görüşmelere ve her türlü toplantıya katılmadır. Bu hastalar
ayrıca toplumsal durumlarda yaşadıkları anksiyeteyi diğer insanların anlayacağından
ve gülünç duruma düşeceklerinden korkarlar.
Sosyal fobide yaşanan anksiyete, uyarana bağlı olarak ortaya çıkar. Fobik
durumlarla karşılaşılması için zorlandiğında ya da beklenmedik bir anda
böyle bir durumla karşı karşıya geldiğinde kişi yoğun bir anksiyete yaşar,
bunun yanı sıra çok çeşitli somatik semptomlar gösterir. Değişik anksiyete
bozukluklarına değişik somatik semptomlar eşlik eder. Örneğin; panik ataklarında
daha çok çarpıntı, göğüste ağrı ya da sıkışma hissi görülürken sosyal
fobide daha çok yüz kızarması ve ağız kuruluğu görülür. Sosyal fobisi
olan hastaların korkulan durumlara bağlı olarak gerçek panik atakları
da ortaya çıkabilir.
Sosyal fobisi olan kişiler, çeşitli toplumsal durumlarda olumsuz bir biçimde
değerlendirileceklerine ilişkin büyük bir korku duyarlar. Korktukları
durumlarla karşılaştıkları zamanlarda sıklıkla anksiyetenin somatik semptomlarını
yaşarlar. Sosyal fobide korku duyulduğu sırada en sık gözlenen somatik
semptomlar şunlardır: çarpıntı(%79), titreme(%75), kaslarda gerginlik(%64),
midede burulma duygusu(%63), ağızda kuruma (%61), ateş basması ya da üşüme(%57),
ve kafada basınç duygusu ya da baş ağrısı.
Sosyal fobi için tanı ölçütlerini karşılayabilmesi için toplumsal durumlarda
korkmanın bir sonucu olarak, anksiyete ortaya çıkmış olmalıdır. Bazı kişilerin
korkuları özgül toplumsal olaylarla sınırlı olmasına rağmen bazılarınınki
hemen bütün toplumsal durumlarda görülebilir. En sık görülen sosyal fobik
durumlar şunlardır: birisiyle tanıştırılma, konum olarak kendisinden daha
yukarıda bulunan kişilerle karşılaşma, telefon etme, konuk kabul etme,
birşeyler yaparken başkaları tarafından izlenme, başkalarının kendine
"takılması", tanıdıklarıyla yemek yeme, başkalarının yanında
yazı yazma ve toplum önünde konuşma.
Sosyal fobinin bilişsel yanı, sıklıkla yakın gözlem ile anlaşılabilecektir.
Bu, sosyal fobiğin kendi davranışını ve bunun diğerleri üzerindeki etkisini
yargılaması ve değerlendirmesiyle ilgilidir. Arkowitz'e göre beş ana bilişsel
mekanizma ve düşünce şekli vardır :
1. Sosyal fobikler sosyal ilişkilere olumsuz yüklemeler yaparlar. Örneğin;
"bakın ben herşeyi nasıl berbat ediyorum." ya da "benden
ne köy olur ne de kasaba." gibi düşünceleri vardır.
2. Sosyal fobiklerin kendi sosyal davranışlarını abartılı, olumsuz düzeyde
aşağılama eğilimleri vardır.
3. Yukardakilerle ilgili olarak, sosyal fobikler kendi davranışlarına
yönelik abartılı negatif yüklemeler yaparlar ve genellikle diğerlerinin
davranışlarını olumlu görürler.
4. Kendileri için oldukça seçicidirler, hoş ya da olumlu durum ya da olaylar,
önemsiz kabul edilip bir kenara konur, bunun yanı sıra yetersiz, doyumsuz
olaylar anımsanır ve uzun süre üzerinde durulur.
5. Son olarak sosyal ilişkilerde hoş olan durumlarda kendileri dışında
neden ararlar(dışsal yüklemleme), ancak hayal kırıklığı yaratan durumların
nedenlerini kendilerinde ararlar.
Sosyal fobi tanısı son dönemlerde genel kabul görmüştür. Sosyal fobi DSM-III'ten(1980)
beri anksiyete bozuklukları içinde sınıflandırılmaktadır. DSM-III'te sosyal
fobi "özel sosyal durumlardan ısrarlı korku, ortamdan kaçınma isteği
ve bireyin anksiyeteyi temelde gerçek dışı olarak değerlendirmesi"
biçiminde tanımlanmıştı. DSM-III'e göre birden fazla durumdan korkmak,
sosyal fobi değildi; bu durum daha çok "çekingen kişilik bozukluğu"
diye sınıflandırılıyordu. DSM-III-R'de ise bu değişmiş, çeşitli sosyal
durumlardan korkan hastalar için "yaygın tip" şeklinde bir alt
sınıf tanımlanmıştır.
DSM-IV'e Göre Sosyal Fobi Tanı Kriterleri: Tanımadık insanlarla karşılaştığı
ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği, bir ya da birden fazla
toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan, belirgin ve sürekli
bir korku duyma: kişi küçük duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde
davranacağından korkar(ya da anksiyete belirtileri gösterir). Not: Çocuklarda,
tanıdık kişilerle yaşına uygun toplumsal ilişkilere girebilme becerisi
olmalı ve anksiyete, sadece erişkinlerle olan etkileşimlerinde değil,
yaşıtlarıyla karşılaştığı ortamlarda da ortaya çıkmalıdır.
A. Korkulan sosyal durumla karşılaşma, hemen her zaman anksiyete yaratır
ki, bu anksiyete, duruma bağlı olarak, panik atak biçimini alabilir. Not:
Çocuklarda anksiyete, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma ya da yabancı
insanların olduğu toplumsal durumlardan uzak durma olarak görülebilir.
B. Kişi, korkusunun aşırı ya da anlamsız olduğunun ayırdındadır. Not:
Çocuklarda bu özellik olmayabilir.
C. Korkulan sosyal ortamlardan ya da performans gerektiren durumlardan
kaçınılır ya da bu durumlara aşırı anksiyete ile katlanılır.
D. Kaçınma, anksiyöz beklenti ya da korkulan sosyal ortamlarda ya da performans
gerektiren durumlarda yaşanan sıkıntı, kişinin günlük, mesleki ya da sosyal
aktivitelerini ya da ilişkilerini etkiler ya da fobiyle ilgili yoğun sıkıntıları
vardır.
E. 18 yaşından küçüklerde, süre en az 6 aydır.
F. Korku ya da kaçınma davranışı, bir maddenin ya da genel tıbbi bir durumun
doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir ve başka bir mental bozukluk(agorafobiyle
birlikte ya da agorafobi olmadan panik bozukluğu, beden dismorfik bozukluğu,
yaygın gelişimsel bozukluk ya da şizoid kişilik bozukluğu gibi) ile daha
iyi açıklanamaz.
G. Genel tıbbi bir durum ya da mental bozukluğun olduğu durumlarda, A
ölçütündeki korku bununla ilişkili değildir. Örneğin: korku, kekemelik,
parkinson hastalığındaki titreme ya da anoreksiya nervoza ya da bulimia
nervozadaki yemek yeme davranışıyla ilişkili değildir.
Yaygın tip: Sosyal ortamların çoğunda korku duyma(örneğin, konuşmayı başlatma
ve sürdürme, küçük topluluklara katılma, karşı cinsle çıkma, üstleriyle
konuşma, partilere gitme).
Ayrıcı Tanı
Panik Bozukluk: Agorafobi ile birlikte panik bozukluğu; beklenmedik biçimde
panik ataklarının ortaya çıkması, daha sonra da panik ataklarını ortaya
çıkartabileceği düşünülen birçok durumdan kaçınılması ile karakterizedir.
Tek korku, panik atağı olduğu sırada görülmek ise sosyal fobi tanısı konulamaz.
Hem panik atakları hem de toplumsal kaçınması olan hastalar, bazen tanı
sorunu yaratabilirler. Sosyal fobi, panik atakları olmadan toplumsal durumlardan
kaçınma ile belirlidir. Panik atakları ortaya çıkarsa bu atakların sadece
toplum önünde olup olmadığı araştırılmalıdır.
Agorafobi: Panik ataklar olmadan gelişen agorafobide korkular kişi, başkalarının
yanında olsun ya da olmasın belirli durumları kapsar. Örneğin evde tek
başına kalma, tek başına dışarı çıkamama, yolculuk yapamama v.b. Oysa
sosyal fobisi olan kişinin korkuları, başka insanların yanında olduğu
durumlarla ilgilidir.
Şizoid Kişilik Bozukluğu: Şizoid kişilik bozukluğunda kişi, diğerleriyle
ilgilenme isteğinden yoksun olduğu için toplumsal durumlardan uzak durur.
Oysa sosyal fobisi olan kişilerin toplumsal ilişkilere ve olaylara katılma
istekleri vardır.
Çekingen Kişilik Bozukluğu: Çekingen kişilik bozukluğunun sosyal fobiyle
ortak bir takım özellikleri vardır ve çoğu zaman yaygın sosyal fobiyle
ayırıcı tanı yapmak imkansızdır. Ancak sosyal fobinin belirgin bir başlangıç
tarihi saptanabiliyorsa ve korkulan durum sayısı daha sınırlıysa, ayırıcı
tanı daha kolaylıkla yapılabilir.
Depresyon: Depresyonda hastanın yaşadığı çökkün duygudurum, isteksizlik
nedeniyle hasta toplumsal olaylardan uzak durur. Sosyal fobilerde ise
belirli bir korku vardır.
Dismorfofobi: Bu bozuklukta kişi, fiziksel bir kusuru olduğu inancındadır.
Bu nedenle sosyal ilişkilerden kaçınır. Ancak sosyal fobik hastaların
aksine bu düşüncelerinin ve yaşadıkları anksiyetenin mantıksiz olduğunu
düşünmezler.
Alkol Bağımlılığı: Diğer anksiyete bozukluklarında da olduğu gibi sosyal
fobisi olan kişilerde de, alkol kötüye kullanımı sık görülür. Ancak alkol
kullanımının birincil mi, ikincil mi olduğunun araştırılması gerekir.
Epidemiyoloji
Önceleri sosyal fobinin toplumun %1'inden azını etkilediği düşünülmekteydi,
ancak yapılan epidemiyolojik çalışmalar sanıldığından daha yüksek oranlarda
toplumu etkilediğini göstermiştir. ECA çalışmasında sosyal fobi %1,9-3,4
oranlarında ortalama %2,4 oranında bulunmuştur. Komorbidite taramasında
ise bu oran daha yüksek bulunmuştur. Sosyal fobi; madde kötüye kullanımı
ve depresyondan sonra en sık görülen üçüncü psikiyatrik bozukluk olarak
saptanmıştır. Altı aylık prevelansı 100 kişide 2-3 arasındadır. Epidemiyolojik
çalışmalarda, kadınlarda daha sık görüldüğü saptanmışsa da, kliniğe tedavi
için başvuranların çoğu erkektir. Daha çok 13-19 yaşlarında başlar.
Sosyal fobi başladıktan sonra, genellikle başka bir psikiyatrik bozukluk
da eklenmektedir. Yapılan çalışmalarda sadece %8-39 arasında komorbidite
saptanmıştır. En sık; major depresyon, agorafobi, panik bozukluğu ve alkol
ve madde kötüye kullanımı sosyal fobiyle birlikte bulunmaktadır.
Etyoloji
Bir görüşe göre, sosyal fobide biyolojik faktörler esastır ve hastalık
aslında biyolojik olarak bir anksiyete bozukluğudur.
Biyolojik Etkenler: Sosyal fobiyle ilgili ilk çalışmalar, toplum önünde
konuşma modeliyle yapılmıştır. Toplum önünde konuşmada görülen terleme,
çarpıntı, kızarma, tremor gibi semptomlar sosyal fobide de görülen semptomlardır
ve adrenerjik sistem tarafından kontrol edilmektedir. Dimsdale ve Moss(1980),
normal gönüllülerde de toplum önünde konuşmada adrenalin seviyelerinin
yükseldiğini, ama konuşma devam ettikçe azaldığını saptamışlardır. 15
dakika içinde adrenalin seviyesi normale dönmektedir. Sein ve ark.(1992)'de
yaptığı bir çalışmada sosyal fobiklerde yatar pozisyonda ve ayakta noradrenalin
seviyelerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğunu saptamışlardır.
Nöroendokrin Çalışmalar: Yapılan çalışmalarda hipotalamik-pituiter-adrenal(HPA)
eksende ve hipotalamik-pituiter-tiroid (HPT) eksende sosyal fobi için
ayırıcı nitelikte değişiklikler saptanamamıştır. İdrarda serbest kortizol
seviyelerine bakılmış ve sosyal fobisi olan kişilerle kontrol grubu arasında
fark bulunmamıştır(Potts ve ark.,1991; Uhde ve Tancer, 1994). Ayrıca dekzametazon
supresyon testinde de, iki grup arasında farklılık yoktur. Sosyal fobisi
olan kişilerde T3, T4, serbest T4 ve TSH hormon seviyeleri de normal sınırlar
içinde bulunmuştur. Fakat sosyal fobisi olan kişilere TRH verildikten
sonra 1.dakikada ölçülen kan basıncı kontrol grubuna göre yüksektir(Tancer
ve ark., 1990).
Kimyasal Provokasyon Testleri: Adrenalinle yapılan bir çalışmada adrenalin
infuzyonundan sonra 11 sosyal fobik hastadan sadece bir tanesinde anksiyete
semptomlarında artış olmuştur: Bu hastada katekolamin seviyeleri başlangıca
göre 47 kat artmıştır.
Yohimbinle yapılan çalışmalarda, yohimbinin intravenöz uygulanmasından
sonra 6 hastada sosyal anksiyete semptomlarında noradrenalin metaboliti
olan metoksi-hidroksifenilglikol(MHPG) seviyesiyle paralel olarak artış
görülmüştür.
Sodyum laktat, karbondioksit ve kafein uygulamalarıyla yapılan çalışmalarda,
panik bozuklukta, sodyum laktat, CO2 ve kafein, panik atakları provoke
etmekte kullanılmıştır. Bir çalışmada sodyum laktatın etkileri 15 sosyal
fobik hastayla 29 panik bozukluğu olan hasta grubu arasında karşılaştırılmıştır.
Panik bozukluğu olan hastaların %48'inde panik atak gözlenirken sosyal
fobik hastaların sadece %6.7'sinde panik atak gözlenmiştir. CO2'in etkilerini
tartışmak çok daha zordur, çünkü yapılan çalışmada sadece üç sosyal fobik
hasta, 9 panik bozukluğu olan hastayla karşılaştırılmıştır. %52lik CO2
inhalasyonuyla panik bozukluğu olan hastaların %39'unda anksiyete semptomları
görülürken sosyal fobik hastaların hiçbirinde değişiklik gözlenmemiştir.
Eğer inhale edilen karışım %7'lik CO2 olursa, üç sosyal fobik hastanın
üçünde de anksiyete semptomları gözlenmiştir(Gorman ve ark., 1988). Kafein
uygulaması çalışmalarında ise, hem sosyal fobiklerde, hem de panik bozukluğu
olan hastalarda, panik atakları gözlenmiştir. Ancak sosyal fobik hastalar
bu yeni semptomların sosyal fobi semptomlarından farklı olduğunu belirtmişlerdir(Tancer
ve ark.,1991).
Nörotransmiter Sistemleri: Sosyal fobide dopamin, serotonin ve noradrenalin
olmak üzere üç ana nörotransmiter sınıfı incelenmiştir.
a) Dopamin: Tancer(1993), sosyal fobi etyolojisinde dopaminin olası etkilerini
incelemek için farelere L-dopa vermiş ve dopaminerjik fonksiyonu ölçmek
için de prolaktin seviyelerini ölçmüştür. Tancer, sosyal fobiklerle kontrol
grubu arasında bir fark saptayamamıştır. Johnson ve ark.(1994)'nın yaptığı
bir çalışmada, sosyal fobisi de olan panik bozukluklu hastalarda, BOS'ta
dopamin metaboliti olan homovanilik asit düzeyi kontrol grubuna göre düşük
saptanmıştır. MAOI'leriyle yapılan tedavi çalışmaları, sosyal fobide dopamin
sisteminin de rolü olduğunu desteklemektedir. Sosyal fobi semptomlarında,
fenelzin, bir TCA olan imipraminden daha iyi sonuç vermiştir(Liebowitz
ve ark., 1984). Bilindiği gibi MAOI'lerinin dopaminerjik aktiviteleri
TCA'lardan daha fazladır. Mikkelsen ve ark.(1981), haloperidol ile tedavi
edilen Tourette sendromlu bir olguda sosyal fobi ve kaçınma semptomlarının
başladığını bildirmişlerdir. MAOI'lerinin dopamin üzerinde olduğu kadar
serotonin üzerinde de etkileri vardır. Bu yüzden de etkilerini ayırdetmek
kolay değildir.
Komorbidite çalışmalarında sosyal fobisi olan kişilerin daha sonra parkinson
hastalığına yakalanma risklerinin daha yüksek olduğunu saptanmıştır. MRI
çalışmalarında da dopamin disfonksiyonunu destekleyen bazal ganglion anomalileri
saptanmıştır.
b) Serotonin: Sosyal fobili hastalarda, fenfluramin(5-HT-salgılatıcı ajan)
ile yapılan çalışmalar, post-sinaptik 5-HT reseptör süpersensitivitesinin
varlığını desteklemektedir (Tancer, 1993). Bu çalışmada, fenfluramin uygulamasından
sonra prolaktin cevabında kontrol grubu ile arada fark bulunmazken kortizol
cevabı çok yüksek bulunmuştur.
Stein ve ark. (1995), serotonin aktivitesi göstergesi olan platelet [3H]-paroksetin
bağlanma ölçümlerinde sosyal fobik hastalarla, kontrol grubu arasında
fark bulamamışlardır. Serotonerjik ilaçlarla tedavi çalışmalarının sonuçları
ise, daha ümit vericidir. Fluoksetinin sosyal fobi semptomlarında belirgin
düzelme yaptığına dair çalışmalar vardır. 5-HT1A agonisti olan buspironun
da(45 mg ve üstü dozlarda) sosyal anksiyete semptomlarında orta derecede
bir düzelme oluşturduğu bildirilmiştir. MAOI'lerinin pozitif etkisi de
serotenerjik aktiviteleriyle açıklanabilir. MAOI'leri, terminal otoreseptör
sensitivitesini ve 5-HT yıkımını azaltarak ortamdaki 5-HT düzeyini arttırmaktadır.
Ayrıca somatodendritik ateşleme hızları da düştüğü için, her ateşleme
ünitesine düşen 5-HT oranı da artmaktadır.
c) Noradrenalin: Noradrenerjik fonksiyonu ölçmek için klonidin uygulanmış
ve büyüme hormonu cevabına bakılmıştır. Tancer ve ark.(1989) sosyal fobi
ve panik bozukluğu olan hastalarda büyüme hormonu cevabının körelmiş olduğunu
bildirmişlerdir, fakat bu sonuç, daha sonraki çalışmalar da doğrulanmamıştır.
Görüntüleme Çalışmaları: Soyal fobi çalışmalarında görüntüleme tekniklerinin
kullanılması çok daha yenidir. Sosyal fobik hastalarda bazal ganglion
ölçümleri yapılmış ve bu hastalarda yaşlanmayla birlikte total putamen
hacminde azalma olduğu saptanmıştır. Ayrıca kaudat, talamik ve subkortikal
alanlarda kolin ve kreatinin seviyeleri düşük bulunmuştur.
Komorbidite
Yapılan epidemiyolojik çalışmalarda sosyal fobisi olan hastalarda en sık
görülen komorbid durumların basit fobi(%59) ve agorafobi(%44,9) olduğu
bulunmuştur. Ayrıca bu hastaların %19'unda alkol kötüye kullanımı ve %17'sinde
majör depresyon olduğu saptanmıştır. Sıklıkla eşlik eden diğer durumlar;
panik bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve yeme bozukluklarıdır. Çoğu
olguda, sosyal fobi semptomlarının komorbid bozukluktan önce başladığı
saptanmıştır, bu da, sosyal fobinin, diğer bozuklukların ortaya çıkışını
kolaylaştırdığını düşündürmektedir. Sosyal fobiyi erken tedavi etmek,
komorbid bozuklukların ortaya çıkışın engelleyecektir.
Tedavi
Sosyal fobinin tedavisinde hem psikoterapi hem de farmakoterapi uygulanır.
Günümüzde yaygın olarak kognitif-davranışçı terapi gittikçe ağırlık kazanmaktadır.
Farmakoteapiye kognitif-davranışçı terapi de eklendiği zaman, farmakoterapi
kesildiğinde, rölapsın daha az olduğu saptanmıştır. Ayrıca, yapılan kontrollü
çalışmalarda; farmakoterapiyle birlikte kognitif-davranışçı terapinin
tek başına farmakoterapiden veya psikoterapiden daha başarılı olduğu görülmüştür(Gelernter
ve ark.1991).
Farmakoterapi : Sosyal fobinin farmakolojik tedavisinde diğer anksiyete
bozuklukları kadar ilerleme kaydedilememiştir. İlk çalışmalarda alprazolam
ve klonazepamın sosyal fobi semptomlarında iyileşme sağladığı bildirilmiştir(Lydiard
ve ark. 1988; Reiter ve ark. 1990). İlk kez Liebowitz ve arkadaşları MAOI'lerinin
basit fobi ve atipik depresyonda etkin olduğunu gözlemledikten sonra,
sosyal fobi tedavisinde MAOI'lerini denemişlerdir. Yapılan çalışmalarda
fenelzinin alprazolam ve plasebodan daha etkin olduğu görülmüştür. Ayrıca
reversibl MAO inhibitörü olan moklobemid ve venlafaksin de, sosyal fobi
de etkindir (Versiani ve ark. 1992).
Günümüzde tedavide ilk tercih MAOI'leri veya RIMA'dir. Diğer tedavi seçenekleri
alprazolam, klonazepam ve SSRI'lardır. Tedaviye ara verildiğinde rölaps
olasılığı çok yüksektir. Dolayısıyla farmakoterapi ile başlangıçta sağlanan
düzelmenin devam edebilmesi için tedavinin uzun süreli olması ve yanında
bilişsel davranışçı tedaviyle desteklenmesi gereklidir.
Sosyal fobi ve diğer fobik bozukların uzun süreli tedavisi: ICD-10'da
fobik bozukluklar agorafobi, sosyal fobi ve özel fobiler olarak ayrılmıştır.
Sosyal fobi çok sıktır, özellikle çocuklukta daha sık görülür. En sık
görüldüğü yaş 6 yaştır. Bu tür hastalar için en etkili tedavinin karşılaştırma(eksposure)
tedavisi olduğu söylenebilir.
Sonuçlar genellikle olumludur ve iyileşme yıllarca devam edebilir. Agorofobide
de en etkili tedavi yönteminin davranış tedavisi olduğu söylenebilir.
Eğer fobik bozukluğa depresyon eşlik ediyorsa, bu durumda ilaç tedavisi
öncelikli olarak düşünülmelidir.
Agorafobi, sıklıkla panik ataklarıyla birlikte gider. Hatta agorafobiyi,
panik bozukluğun bir varyantı gibi düşünmekte mümkündür. O nedenle bu
hastalarda "karşılaştırma" gibi davranış tedavilerinin tek başına
uygulanmasından çok kombine tedavilerin uygulanması önerilmektedir. En
iyi kombinasyonda imipraminle yapılan kombinasyondur. Yalnızca akut tedavide
değil, uzun süreli tedavide de kombinasyonun uygulanması önemlidir. Ancak
tedavinin hemen başında kombinasyona geçmek doğru değildir. Öncelikle
karşılaştırma, bu yetersiz kaldığında imipraminle kombinasyona geçmek
yerinde olur.
Sosyal fobi, özellikle geç adolesan dönemde ortaya çıkar. Erkeklerde daha
sıktır. Sıklıkla kronikleşir. Eleştirilmekten, reddedilmekten korku duyulur.
Beşte bir olguda alkol kötüye kullanımı tabloya eşlik eder. Sosyal fobiyi,
kişilik bozukluklarından ve panik haline sekonder olarak gelişen sosyal
sakınma davranışından ayırmak önemlidir. Sosyal fobide ilaç tedavisinden
daha çok kognitif ve davranış tedavilerinin önemi vardır. Her iki yöntemin
kombine edilmesi de mümkündür.
İlaç tedavisinin sosyal fobide çok açık bir yararı gösterilememiştir.
Bir çalışmada atenololün, bir çalışmada da MAOI'lerinden fenelzinin yararlı
olduğu görülmüştür. Alprazolam ve diğer benzodiazepinlerden bağımlılık
riski nedeniyle sakınılmalıdır. Eğer ilaç kullanılacaksa bu durumda tedavinin
6 ayı geçmemesi önerilir. Bu süre içinde hasta korktuğu duruma karşı cesaretlendirilir,
özgüveni pekiştirilir. Bu durum, hastanın ilaç kesildikten sonra rölaps
göstermesine engel olur.
Prognoz
Sosyal fobi, yaşamın ikinci on yılında başlar. Bu kadar erken başlangıç
ta, çoğunlukla gelişim problemlerine yol açar. Sosyal fobi çoğunlukla
sürekli bir gidiş gösterir. İşlevsellikteki bozulmanın derecesi kişinin
yaşam şekline, stres faktörlerine göre değişebilir.
Sosyal fobi, toplumda sık görülen psikiyatrik bir bozukluk olmasına rağmen,
yeterince tanınamamakta ve tedavi edilememektedir. Hastaların tedavi arayışı
içine girmemelerinin nedenleri şunlardır:
1. Utangaçlıklarının insan doğasının doğal bir yanı olduğunu düşünürler.
2. Bu durumun psikiyatrik bir bozukluk olduğunu kabul edemezler.
3. Yabancılar karşısında da suskunluklarını devam ettirirler
4. Birtakım başetme yöntemleri geliştirmişlerdir.
Bütün bunların yanında doktorların da, sosyal fobiyi yeterince tanıyamadıkları
da bir gerçektir. Tedavi edilmeyen sosyal fobi, kişinin yaşamında bir
çok olumsuz duruma yol açar. Örneğin; okulda başarısızlık, mesleki kısıtlılık,
arkadaşlık kuramama, karşı cinsten biriyle birlikte olamama, alkol kötüye
kullanımı, depresyon, intihar girişimleri v.b.
|