"Yineleyen mizaç bozukluğu", "major duygulanım bozukluğu",
"major depresyon", "manik-depresif hastalık", "Bipolar
ya da Unipolar Mizaç Bozukluğu", "İki Uçlu ya da tek uçlu Mizaç
Bozukluğu", "PMD = Periyodik Manik Depresyon" ciddi psikiyatrik
durumların en yaygın grubunu tanımlamak için kullanılan ve aynı ya da
benzer hastalıkların değişik terimleridir. Bu durumlar mizaçta, konsantrasyonda,
uykuda, aktivitede ve sosyal davranışta periyodik (aralıkla, yineleyici)
bozuklukları içerir.
Ülkemizde milyonlarca insan yaşamları boyunca mizaç bozukluğuna yakalanmaktadır.
Bazı vakalar, ne yazık ki tanınamaz ve tedavi edilemez. Bu hastalıkların
en yaygın tipleri:
- - Major depresyon (iki uçlu olmayan ya da tek uçlu) ve
- - İki uçlu bozukluk (manik-depresif)'dur.
Geçen 10 yılda, tıbbi araştırmalar yoluyla bu hastalıkları daha iyi anlamak
ve daha etkili tedavi yollarını bulmak için çok fazla zaman ve emek harcanmıştır.
Modern tedaviler, etkili ve güvenlidir ve yineleyici mizaç bozukluğu olan
kişilere faydalı ve üretken yaşam için izin vericidir.
"Duygulanım Bozukluğu Nedir?"
"Duygulanım" terimi, kişinin mizaç ya da moralini tanımlar.
"Duygulanım bozukluğu" bir hastalık atağı boyunca ortaya çıkan,
kendini aşırı üzüntü (depresyon), aşırı coşku (mani) ya da her ikisye
birlikte gösteren mizaç değişiklikleri olarak tanımlanır. "Mani"
anormal mutluluk ve artmış aktivite süreci olarak, "depresyon"
ise anormal derecede üzüntü ve karamsarlık olarak tanımlanır. Aynı kişi
de mani ve depresyon süreçleri bulunabilir. Nadiren, hastalık kendini
manik ve depresif belirtilerin birleşimi şeklinde gösterebilir. Eğer tedavi
edilmezse, bu süreçler yaşam boyu tekrarlama ya da kesintisiz devam etme
(ktronik seyir) eğilimindedir.
Belirtiler Nelerdir?
En yaygın belirtiler uyku düzeninde, günlük aktivite ve enerji seviyesinde,
iştahda, mizaçda, özsaygıda, düşünmede, konuşmada, cinsel ilgide ve kişiler
arası ilişkilerde görülen değişikliklerdir.
Coşku sürecinlde (hipomani), abartılı bir kendini iyi hissetme duygusu
(öfori) ya da öfkelenme gözlenebilir. Bu dönemde düşünme hızı belirgin
olarak artmıştır.
Bir depresyon süreci boyunca, görünür bir neden ya da kızgınlık ve başkalarına
düşmanlık sözkonusu değilken, kendini üzgün ve değersiz, suçlu ve ağlamaklı
hissetme olabilir. Zihinsel hız ve aktivite genellikle azalmıştır; düşünce
miktarı ve hızı normale göre daha azdır. Yani düşünce fakirliği vardır
ve çevreye verilen cevaplar belirgin derecede azalmıştır. Aile üyeleri,
son dönemdeki yaşam olaylarıyla belirgin ilişkisini kuramadıkları bu dramatik
mizaç değişiklikleri nedeniyle şaşırabilirler. Hemen herkeste, zaman zaman
kendini iyi hissetme sürecinin yanısıra üzüntü süreci de yaşanmasına rağmen,
duygulanım bozukluklu kişilerde hastalık atağı boyunca bu duygular aşırı
derecededir.
Atağın 2 temel tipi vardır: depresyon süreci ve mani süreci.
Depresyen süreci şunlarla karakterizedir:
- - İştah azalması ve kilo kaybı ya da tam tersine iştah artışı ve kilo
alma.
- - Enerji kaybı, aşırı halsizlik ya da yorgunluk,
- - Aktivite seviyesinde artma ya da azalma şeklinde değişiklik
- - Alışılmış aktivitelerde ilgi yşa da zevk kaybı
- - Azalmış cinsel ilgi, istek
- - Azalmış düşünme ya da konsanhtrasyon yeteneği
- - Gerçekle ilişkisi olmayacak şekilde kendini değersiz ya da suçlu hissetme
(kunutu)
- - Tekrarlayıcı ölüm ya da kendine zarar verme düşüncleeri, ölme isteği
ya da tasarıları ya da intihar girişimi.
Hipomani süreci ya da daha şiddetli durum olan mani şunlarla karakterizedir:
- - Devamlı yüksek (öforik) ya da öfkeli mizaç durumu
- - İştah bozukluğu
- - Azalmış uyku ihtiyacı
- - Artmış aktivite
- - Artmış cinsel ilgili
- - Basınçlı konuşma (çok miktarda ve hızlı konuşma)
- - Kendini kontrol ve muhakeme kaybı
Duygudurum bozukluğunun iki uçlu ya da manik-depresif formunda, depresif
ve manik atakların (nöbetlerin) her ikisi de bulunur. Genellikle bir depresyon
süresi bir hipomani ya da mani sürecini takip eder ya da tersi olur. Bazen
bunlar normal ya da normale yakın fonksiyon dönemleriyle ayrılmıştır;
yani, ataklar arasında kişi hastalık öncesi işlevselsiliğinin tamamına
yakın düzeyini gösterebilir (ataklar arası tam veya tama yakın iyileşme
dönemleri).
Hastalık Nasıl Seyreder?
Duygulanım bozukluğunun ilk atağının başlaması, belirgin olmayabilir.
Bazı kişilerde sık olmayarak kısa sürelidir; orta şiddetteki ataklar tedai
görmez; hatta hasta olanlar tanınamaz. Tipik olarak, hastalık atağı zamanla
sınırlıdır. Birkaç günden birkaç aya kadar sürüp geçer ve bunu, mizacın
göreceli olarak normal olduğu süreç takip eder. Tedavi olmazsa, yıllar
geçtikçe, belirtilerin şiddetinin yanısıra hastalık sıklığı da artma eğilimi
gösterir. Daha az sıklıkla görülse de, bazı kişiler ömür boyu sadece bir
tek hastalık atağı geçirebilirler. Manik ve depresif ataklar farklı kişilerde
farklı görünür; hatta, bir kişide bir epizoddan (ataktan) diğerine farklılıklar
olabilir.
Depresyondaki bir kişinin kendi hakkında hissettikleri değişir mi?
Duygudurumun, insanın düşünce içeriğine olan etkisi çok güçlüdür. Depresyon
dönemindeki bir kişi, sıklıkla kendini zayıf hissettiği ya da başarısızlığa
uğradığı anılarını abartılı bir biçimde öne çıkarır. "Çok değersizim",
"kimsenin umurumda değilim", "dünya berbat" ya da
"ailem benden nefret ediyor" gibi olumsuz düşünceleri kafasından
atamaz.
Bu dönemde, kişi, kendisine hiç kimsenin ve hiçbir şeyin yardımı olamayacağını,
hayattan hiç bir beklentisi kalmadığını, yolun sonuna geldiğini, kimseye
ve kendine hiçbir faydası olamayacağını düşünebilir. Sadece bu yetersizlik
hiçlik ve çaresizlik duyguları ile değil, suçluluk ve cezalandırılma düşünceleri
ile de bocalamaktadır; hatta kendini o derece suçlu hisseder ki, ölüm
kadar ağır bir cezaya layık olduğunu düşüncesi ile intihar girişiminde
bulunabilir.
Bu ataklar birkaç ay ya da daha fazla sürebilir; kişinin morali ya da
özsaygısı ciddi olarak bozulmuş olabilir. Uzamış depresyon atağı, ölme
isteğine hatta kendini öldürme düşüncelerine neden olur. Bu dönemde kişi
ya çaresizlik duyguları ile kendisi doktora başvurabilir, yada tam tersi
hiç kimsenin kendisine yardım edemeyeceğine yönelik yanlış ve yoğun düşünce
nedeniyle tedaviyi reddettiği için ailesinin zoruyla veya intihar girişiminden
sonra zorunlu olarak tedaviyi kabul edebilir.
Manik dönemler geçiren bir kişinin kendi hakkındaki düşünceleri ve hissettikleri
değişir mi?
Manik-depresif hastalığın yüksek dönemini yaşayan bazı bireyler, kendilerini
o anda yaşamlarının diğer zamanlarından daha iyi hissettiklerini tanımlar.
Heyecanlıdırlar, aşırı enerjiye sahiptirler, kendilerini daha yaratıcı,
daha aktif, daha zeki, daha seksi hissederler, yetenekleri dışında ve
hiçbir zaman mümkün olmayacak şeyler düşünürler. Uyku gereksiz görünür.
Her zamankinden çok daha az uykuyla kendilerini çok enerjik hissettiklerini
ve yemek yemeye fırsat bulamadıklarını söylerler. Yaşam planları ve kararları,
sıklıkla bireylerin gerçek yetenekleri ve güçleriyle orantısızdır. Yani,
manik dönemdeki bir kişi kendini olduğundan çok daha güçlü, enerjik, her
şeyi yapabilecek kudrette hissedebilir ya da en önemli insan olduğuna,
herkesin kendini tanıdığına,sevdiğine, aşık olduğuna, büyük işler başarabileceğine
inanır. Söyledikleri kişinin entellektüel kapasitesine, eğitim düzeyine,
gelişme ve çevresel faktörlerine uymayacak düzeyde abartılı olabilir.
Bu yüksek duygu-durum döneminden sonra kişi, bir keder içine düşebilir.
Manik süreç boyunca kararlar, tipik olarak içten geldiği anda ve kayıtsızca
verilir. Seksüel aşırılık, alkol kullanımında ve para harcamada aşırılık
sıktır. Bu büyük heyecan, kendini önemli ve güçlü hissetme periyodları,
şaşkınlığa ve gerçekle bağlantının kopmasına neden olur.
Bu gerçek dışı kendini iyi hissetme hali, tavsiye edilen tedaviye uymamanın
görülen en yaygın nedenidir. Hasta kendini her zamankinden o kadar fazla
iyi ve güçlü hissetmektedir ki, tedaviye ihtiyacı olduğunu kabul etmez
ve ilaç reddi başgösterir; hatta, iyilik döneminde tedaviyi kabul etmiş
ve nispeten düzenli tedavi sürdüren bir hasta, manik döneme girince tamamen
iyileştiğini düşünerek tedavisini kendisi aniden kesebilir ve yeni tedavi
girişimini de reddedebilir. Bu yanılgı, ne yazık ki hastalığın tekrarlamasına
ve kişiyi zayıflatıp birşey yapamaz hale getirmesine neden olur
Mizaç bozukluğunun alışılmış sonlanışı nedir?
Hastalıklı bireylerin %75'inden fazlası, tıbbi tedaviye iyi yanıt verir.
Hastaların tamamına yakını, en azından kısmen cevap verir. Tedavi gören
ve doktorlarının tavsiyelerini takip eden çoğu birey üretken, faydalı
ve oldukça dengeli ve mutlu yaşayabilir. Uygun tıbbi tedavinin sürdürülmediği
bireylerde tekrarlayan hastalık süreçleri, hastaneye yatışlar ve üretim
kaybı belirgin oranda yaşanır.
Bu nedenle hem aile fertlerine hem de özellikle hasta bireylere ataklar
arası tam iyileşme dönemlerinde hastalığın tabiatı, gidişi ve tedavisi
hakkında ayrıntılı bilgi verilmesi ve hastalığa karşı içgörü ve kabullenme
sağlanması çok önemlidir. Ancak bu durumda atakların tedavisinde ve ataklararası
önleyici tedavide başarı oranı arttırılabilir. Bu tedavi başarısı ne derecede
yüksek olursa, hastalığın gidişi ve sonlanışı da o düzeyde yüz güldürücü
olacaktır.
Mizaç bozuklukları için tedaviler nelerdir?
Mizaç bozuklukları, duygusal belirtilere neden olan tıbbi hastalıklardır.
Genel anlayışa göre, kişinin kendisi tarafından hastalık şeklinin nasıl
tanınacağının öğretilmesi ve onlarla başetme yollarının geliştirilmesinin
yanısıra, tıbbi belirtilerin tedavisi tedavi planının temelini oluşturmaktadır.
Tedavi atağın süresi ve yoğunluğunu azaltma ve tekrarlamayı önleme şeklinde
yönlendirilir. Geçmiş atakların yoğunluk ve sürelerinin tam kayıtları,
şimdiki tedavi girişimi için karşılaştırma olanağı sunmada ve düzenli
mevsimsel hastalanma olup olmadığını saptamada yararlıdır.
Mevsimsel hastalanma kavramı, bu hastalık için çok önemlidir. Bu hastalığı
olan bazı bireyler, özellikle aynı mevsimlerde atak geçirebilmektedir.
Örneğin kış aylarında depresyon,bahar ve yaz aylarında mani ataklarını
geçirdiği belirlenen kişilerde,bu dönemlere yakın kontroller daha ciddi
yapılarak yeni bir atağın önlenmesi sağlanabilir.
İki uçlu bozukluk tedavisinde ne kullanılır?
Lityum karbonat ilacı, mani ve iki uçlu mizaç bozukluğu tedavisi için
1950'lerden önce üretilmiştir. Güçlü mizaç düzenleyici etkiye sahiptir
ve güvenli bir şekilde kullanılabilir. Yatıştırıcı değildir. Yükselme
ya da alçalma şeklindeki mizaç aşırılığını önler. Lityumun asıl faydası,
bir atağı önlemede ve bir atak başladıktan sonra tedavi etmede görülür.
Lityum, düzenli olarak alındığında manik ve depresif ataklar daha az sıklıkta
ve daha az şiddetde görülür. Tekrarlayıcı manik-depresif (iki uçlu) bireyler
ve tekrarlayıcı depresyon (tek uçlu) hastalığın bazı formları, sıklıkla
lityum ile tedavi edilebilmektedir. Düzenli ve uygun dozda alındığında,
yatıştırıcı ya da zihinsel fonksiyonlar üzerinde başka etkileri yoktur.
İlk kez lityum kullanmaya başlamadan önce hangi tıbbi testleri yapmak
gereklidir?
Tıbbi bir değerlendirme hastalığın hikayesi, fizik muayene, kan ve idrarın
basit laboratuar incelemelerini içerir. Lityum tuzu, böbrekler yoluyla
neredeyse tamamen vücuttan atıldığı için, lityum tedavisi başlamadan önce
ve başladıktan sonra da düzenli aralıklarla böbrek fonksiyon testleri
yapılmalıdır. Tiroid fonksiyon testleri de tavsiye edilir. Çünkü lityum,
nadiren hipertrofi (zararsız ve tedavi edilebilir tiroid bezi büyümesi)
ya da tiroid fonksiyonlarında orta derecede düşmeye (hipotiroidizm) neden
olabilir. Tiroid hormonlarının kan seviyelerinin ölçüldüğü kan testleri,
genellikle düzenli aralıklarla yapılır.
Bu nedenle uzun süreli lityum tedavisi sırasında, aşırı idrara çıkma ya
da benzeri idrar ile ilgili yakınmalar olduğunda rutin aralıklarla yapılmakta
olan böbrek fonksiyon testlerinin tekrarlanmasında fayda vardır. Aynı
şekilde Lityum tedavisi sürdürülmekteyken kişide günlük rutin işlere harcanan
zamanda artma, genel hareketlerde yavaşlama, yorgunluk, halsizlik hissi
vb. gibi yakınmalar eklendiğinde hemen klinisyene başvurulmalıdır. Bu
tür yakınmalar bir depresyon atağının başlangıç belirtileri olabileceği
gibi, Lityumun tiroid bezi üzerindeki etkisi nedeniyle olan tiroid hormon
azlığına, yani hipotiroidizm denilen geçici rahatsızlığa bağlı da olabilir.
Bu durumda tiroid fonksiyon testlerinin tekrarlanması uygun olacaktır.
Lityum dozu nasıl saptanır?
Kanda lityum seviyesini ölçen basit, ucuz testler vardır. Öyle ki, her
hasta için doğru doz tam olarak saptanabilir. Başlangıçta, lityum seviyesi
her birkaç günde bir kontrol edilir (en son akşam dozundan yaklaşık 12
saat sonra kan örneği alınır). Uygun kan lityum seviyesine ulaşıldığında,
lityum seviyeleri aylık olarak ya da daha az sıklıkla ölçülür. Kan testi
yapılacak günlerde test sonrasına kadar lityum alınmaz. Yani en son akşam
alınmış olan Lityum ilacından 12 saat sonrası, sabah aç karnına ve yeni
Lityum ilacını almadan kan verilmeli, sonrasında yemek yenip önerilen
sabah Lityum ilacı alınmalıdır.
Ne kadar süre lityum kullanmak gerekir?
Bir kişinin atak sonlandıktan sonra uzun süre tedavi altında kalıp kalmayacağı,
bazı bireysel faktörlere bağlıdır. Bu kararın verilmesi doktor, hasta
ve aile arasında ilişki kurulmasını ve tartışılmasını gerektirir. Bazı
bireyler, uzun dönem lityum tedavisine ihtiyaç duymaz. Eğer orta derecede
hastalığı için tedavi gören birisi ya da birkaç yıl içinde tekrarlanma
olasılığı olmayan birisi ise, uzamış ilaç kullanımıyla gelen potansiyel
risklere ve masrafa maruz kalacaksa gerekli değildir. Ne yazık ki, bu
daha uygun gruba girebilecek kişileri güvenli bir şekilde tahmin etmek
nadiren mümkün olabilmektedir.
Bazı bireyler, duygudurum hastalığının tek atağını geçirebilirler. Tek
mani ya da hipomani atağını takiben ne kadar süre lityum kullanılacağı,
dikkatli bir bireysel kararı gerektiri. Genellikle bu karar hastada önceki
hastalığının şiddeti, süresi ve hastalığın tekrarlama modeline dayandırılır.
Eğer atak hafifse ya da tekrarlama aralığı genişse, uzun dönem tedavisi
gerekli olmayabilir. Genellikle en iyisi, akut bir mani atağının iyileşmesini
takiben en azından birkaç ay tedavinin devam ettirilmesidir; (özellikle
de hastanede yatmayı gerektirecek kadar şiddetli geçmişse). Bazı bireyler
hayatlarının bir döneminde tek bir mani ya da depresyon atağı geçirip,
ömür boyu bir daha başka atak geçirnmeyebilmektedir. Bu durum gözönüne
alınarak, ilk atak sonrası hemen Lityum koruyucu tedavisi başlatılması
gerekmeyebilir. Ancak 2. bir atak olduktan sonra belirli süre Lityum sürdürüm
ve koruyucu (profilaksi) tedavisi önerilir. Daha şiddetli hastalığı olanlar
ve daha sık atak geçirenler, muhtemelen sürekli lityum kullanmak zorunda
olacaklardır. Burada hastanın Lityum tedavisine verdiği yanıt önemlidir
ve bu, Lityum tedavisinin süresini de belirleyebilir. Bazı görüşlere göre,
Lityum tedavisi başlandıktan sonra en az 3 yıl süreyle hiç atak geçirmeyenlerde
tedavi sonlandırılabilir. Bazılarına göre de en az 5 yıl süreyle aralıksız
Lityum tedavisi önerilmektedir. Fakat lityum tedavisinin yararı, süresi,
sonlandırılıp sonlandırılmayacağı, sonuçta tamamen bireysel farklılıklar
gösterdiğinden, hastaya ve hastayı takip eden doktor ile uyumuna bağlıdır.
Bazı hastalarda ömür boyu Lityum vb. mizaç düzenleyici ilaçların kullanılması
kesinlikle şart olmaktadır.
Lityum preparatları nelerdir?
Lityumun çeşitli preparatları (ilaç olarak kullanılabilir biçimleri) piyasada
bulunur. En basiti, 300 mg'lık lityum karbonat tablet ya da kapsülleridir.
Türkiye'de bulunmayan yavaş salınan şekli ve lityum sitratlı sıvı formları
da bazen kullanılan diğer Lityum preparatlarıdır. Fakat bu son sözünü
ettiğimiz iki form henüz ülkemizde kullanım alanına girmemiştir. Lityum
içeren ilacın seçimi, bireysel tercih ve bütçeye dayandırılır. Bazen tabletler
hoş olmayan lezzete sahip olabileceğinden kapsüller tercih edilir. Ülkemizde
en fazla Lityum karbonat tuzu içeren kapsül formları kullanılmaktadır.
Lityum için bireysel gereksinimler oldukça değişkendir. Bazı hastalar,
sıkıntıya girmeksizin lityum karbonatın 900 mg ya da 1200 mg'ı tek dozda
alırken, diğerleri bu toplam miktarı gün içinde 150 mg'dan 300 mg'a kadar
küçük dozlara bölünmüş olarak alırlar.
Lityumun yan etkileri nelerdir? Bu yan etkiler nasıl önlenebilir?
Lityum sakinleştirici değildir ve yan etkileri nadirdir. Bağımlılık yapmaz.
Uygun dozlarda güvenlidir. Buna rağmen, aşırı miktarda alındığında zehirlenmeye
ve tehlikeli yan etkilere neden olabilir.
Genel olarak çoğu yan etki zararsızdır ve kolaylıkla ortadan kaldırılabilir.
Tedaviyi durdurmak nadiren gereklidir.
Hem Lityumun kişiye tedavi edici etkinliğini belirlemek hem de zehirli
doza ulaşıp ulaşmadığını kontrol edebilmek amacıyla, daha önce de sözü
edildiği gibi, belirli aralıklarla lityum kan düzeyine bakılmalıdır. Etkin
Lityum kan düzeni 0.6-1.2 mEq/Lit. olarak kabul edilmekte olup, bu aralıktan
daha düşük kan düzeyi, Lityum tedavisinin yeterli etki göstermediğini
belirtirken, 1,2 mEq/Lit.'den yüksek kan düzeyi ise yan etki riski ve
zehirlenme tablosunun ortaya çıkabileceği konusunda hekimi, hastayı ve
ailesini uyarır.
Aşağıdaki erken dönem yan etkiler sıktır ve genellikle birkaç günde hafifler:
- Gastro-intestinal (Mide-barsak=sindirim sistemi) belirtiler: bulantı,
kusma, ishal, mide ağrısı (Bu gibi yan etkiler ilacın dozunun ve veriliş
zamanının ayarlanmasıyla hafifletilebilir),
- El titremesi: İstirahat sırasında ellerde ince titreme (herhangi bir
zamanda görülebilmesine rağmen, genellikle tedavinin erken dönemlerinde
başlar; değişken olabilir; zaman içinde devam edebilir/etmeyebilir),
- Susama ve sık idrar yapma (Sıklıkla böbreklerden Lityum atılımına ek
su atılımının da artmasına bağlı doğal etki),
- Yorgunluk, şaşkınlık hissi, kas zayıflığı (Lityumun nörolojik geçici
yan ekileri).
Geç dönemde görülen yan etkiler şunlardır:
- El titremesi (Tedavinin 1. haftasından sonra da sürekli titremenin devam
ettiği hastalar, tedavilerini kesintiye uğratmadan yani, Lityum tedavisinin
kendiliklerinden kesmeden, durumu rahatlatma yolu aramalıdır). Doktorla
görüşerek etkili daha düşük doz denenmesi faydalı olabilir; eğer bu mümkün
değilse, düşük doz propranolol (Dideral) eklenmesi sıklıkla faydalı olur.
- Şiddetli susama ve sık idrar yapma (Bu belirtiler birkaç hafta beklemekle,
lityum dozunu azaltmakla ya da doktor gözetimi altında tiazid diüretiği
(idrar sökücü)'nin dikkatli kullanımıyla geri dönüşlü olabilir.
- İdrar kaçırma (bu, bazı kadınlarda görülebilir. Doktor tavsiyesi altında
lityum dozunun azaltılması ya da antikolinerjik etkili başka bir ilacın
eklenmesi genellikle yardımcı olur).
Lityum tedavinin bu yaygın yan etkileri belki de bu ilacı kullananların
ancak %40'ında görülür. Belirtiler genellikle, tedavinin erken döneminde
başlamasına rağmen, aylar hatta yıllar sonra bile görülebilir. Genelde
büyük bir önem arzetmemesine karşın, yine de önceden söz edildiği gibi,
kan lityum seviyesinde değişikliğe işaret edebileceği için derhal hekime
bildirilmelidir.
Fazla miktarda lityum alımının tehlikeleri nelerdir?
Bir seferde aşırı doz alımı hariç tutulursa, lityum zehirlenmesi genellikle
yavaş başlangıçlıdır. Lityum zehirlenmesinin başlangıç bulguları iştah
kaybı, kusma ve ishal, halsizlik, güçsüzlük, konuşma bozukluğu, kas seyirmesi,
şiddetli titremeyi içerir. Herşeye rağmen, dikkatli tıbbi denetlemeyle
zehirlenme nadirdir; bu belirtilerin farkında olmak ve onları tanımak
önemlidir. Şiddetli zehirlenme sara nöbetine (epileptik nöbet), şaşkınlığa
(konfüzyon), komaya ve belki de ölüme neden olabilir. Açıkçası, günlük
lityum alımı doktora danışılmadan arttırılmamalıdır. Herhangi bir yan
etki olduğunda da mutlaka doktor ile irtibat kurulmalıdır.
Lityum başka ilaçlarla birlikte alınırsa neler olabilir?
Lityum alımı sırasında -özellikle uzun dönem kullanımında- bazen başka
ilaçların da kullanımı gerekli olabilir. Bu ilaçlar, mizaç bozukluğu tedavisinde
lityumu destekleyici olarak ya da ilgisiz başka bir tıbbi durumun tedavisi
lityumla eş zamanlı olarak kullanılıyor olabilirler. Aşağıda bu tür ilaçlarla
ilgili örnekler verilmiştir:
Lityum ve Diüretikler (idrar sökücüoler, tansiyon düşürücüler)
Lityumun vücuttan atılımı, sodyum tuzunun böbrekler yoluyla uzaklaştırılmasıyla
bağlantılıdır. Çoğu diüretik (idrar sökücü) sodyum ve lityumun her ikisinin
de atılım şeklini değiştirir. Dietle (yemeklerle) sodyum alımında azalma,
kanda lityum seviyesinde tehlikeli artış potansiyeline sahiptir. Lityum
tedavisi sırasında dietle aşırı sodyum (yemek tuzu) alımından kaçınılmalıdır.
Düşük tuz dieti (az tuzlu yemek yeme) özellikle de diüretiklerle (idrar
sökücü) birlikte olduğunda vücutta zehirlenmeye işaret eden lityum birikimine
neden olabilir. Çoğu diüretik vücuttan sodyumu uzaklaştırır ve lityum
birikimine neden olabilir. Bu ilaçlar, doktorlar tarafından sık reçete
edildiği için, hastalar ve doktorların bu karşılıklı etkileşimin farkında
olmaları önemlidir. Diretik ilaç kullanıldığında, lityum kullanımının
sonlandırılması gerekmez; fakat lityum dozu, tedavi edici ama aynı zamanda
da güvenli sınırlarda olacak şekilde azaltılmalıdır. Sonuç olarak Lityum
tedavisi altında olan bir hasta başka bir sebeple, örneğin yüksek tansiyon
sebebiyle, psikiyatri dışında başka branştan bir hekime başvurduğunda,o
hekime Lityum tedavisi altında olduğunu mutlaka belirtmeli ve aynı zamanda
o hekimin yazdığı reçeteyi de mutlaka Lityum tedavisini öneren ve kontrolunu
sürdüren ruh ruh hekimine de göstermelidir. Bu durumda her iki hekimin
birbirleriyle bilgi alışverişi, hastanın ilaca bağlı yan etkiye maruz
kalma riskini ortadan kaldıracaktır.
Lityum ve Anti-psikotikler
Lityum bazen, özellikle de akut mani tedavisinin başlangıç fazında, major
trankilizanlar diye bilinen Melleril (Tiyoridazin), Largactil (Klorpromazin),
Norodol (Haloperidol) vb. ilaçlarla ya da uzun etkili depo nöroleptikler
diye adlandırılan Prolixin, Clopixol Fluanxol gibi ilaçlarla ya da benzodiazepinler
-Valium Diazem, Nervium, Ativan gibi benzeri ilaçlar- ile birlikte kullanılır.
Bu her iki sınıf ilaç, binlerce hastada, yıllardır güvenli bir şekilde
birlikte kullanılmıştır.
Bu tür ilaçlar, zaten sıklıkla sadece Lityum tedavisini öneren ruh hekimi
tarafından reçete edildiğinden, güvenle kullanılabilir. Fakat yine de,
başka bir branş hekimi ya da eş dost önerisi olduğunda, mutlaka ruh hekimine
danışılmalıdır.
Hangi durumlarda lityum kullanılmaz?
Lityum, gelişmekte olan fötüse (cenin=ana rahmindeki bebek) zararlı olabilir.
Erken gebelik süresince (gebeliğin ilk 3 ayı içinde), lityum alımından
kaçınmak için her türlü çaba sarfedilmelidir. Çocuk sahibi olmayı planlayan
ya da lityum kullanırken hamile kalan kadınlar bunu doktorlarına derhal
söylemeliler ki, lityum kullanımı sonlandırılabilsin. Benzer şekilde,
bir anne eğer lityum kullanıyorsa, bebeğini emzirmemelidir. Eğer doktor
hamilelik süresince lityumun sonlandırılmasını güvenli bulmadığını söylerse
doz, mümkün olan en küçük fakat tedavi edici seviyeyi sağlayan miktara
indirilmelidir. Tabii ki bu doz düzenlemesi sadece kendisini takip eden
ruh hekiminin, kadın doğum uzmanı ya da çocuk hastalıkları uzmanı ile
ortak kararını gerektirir. Hasta kendiliğinden ilaç dozunda değişiklik
yapmamalıdır. Gebelik boyunca ve doumda lityum seviyesi, sık aralarla
kontrol edilmelidir.
Annenin kan lityum yoğunluğundaki geniş dalgalanmalarda en iyi şekilde,
tekrarlanan küçük dozların kullanımıyla ve sık kan kontrolleriyle kaçınılır.
Bazı hastalar yan etkileri ya da tıbbi kontrendikasyonlardan dolayı lityum
alamayabilir. Bazıları için lityum etkisiz olabilir ya da yetersiz bir
etki sağlayabilir. Bu bireyler için alternatifler vardır. Geçtiğimiz birkaç
yıl da Japonya ve A.B.D.'de tamamlanan çalışmalar epilepsi tedavisi için
üretilmiş 2 ilacın -Karbamazepin (Tegretol, Temparol, Karbalex vb.) ve
Valproik asit = Valproat Sodyum (Depakin, Convulex gibi) - akut mani içi
etkili olabileceğini, belki bir anti-depresan özelliğe sahip olabileceklerini
ve bir sonraki atağı önlemede kullanılabileceklerini gösteriyor. Sadece
Karbamazepin kullanımına cevap vermeyen bazı hastalar, Lityum ve Karbamazepin'in
birlikte kullanımına iyi cevap vermiştir. Benzer şekilde Lityum ve Valproat
birlikte kullanımı ya da Lityum + Karbamazepin + Valproat şeklinde üçlü
birliktelik de olabilmektedir. Diğer Lityuma alternatif tedaviler arasında
Kalsiyum kanal blokerleri diye bilinen Vepapamil Hidroklorid (İsoptin,
İsopamil, Veroptin vb.) beta blokerlerden Propranolol (Dideral) gibi bir
takım ilaçlar da gerektiğinde aynı amaçla kullanılabilmektedir.
Fakat sözü edilen bu alternatif tedavilerin de, gebelikte ve emzirme döneminde
kullanılması ile ilgili sakıncaların bulunduğu unutulmamalıdır. Ayrıca
ağır böbrek yetmezliği olan hastalarda, Lityum kullanımından özellikle
kaçınılmalıdır.
Major depresyon nasıl tedavi edilir?
Sadece depresyon atakları olan (seyrek ya da yineleyen) bireylerde, tek
başına anti-depreson (depresyon giderici tedavi) tedavisi etkilidir. Araştırmalar,
destekleyici öğütlerle birleştirilmiş ilaç tedavisinin diğer bir deyişle
destekleyici ve bilişsel psikoterapi ile ilaç tedavisinin birlikte sürdürülmesinin
en etkili tedavi olduğunu göstermiştir. Bazı deprese hastalar, sadece
bir büyük depresyon atağı geçirir ve asla tekrarlama olmaz. Bazı durumlarda,
uzun dönem anti-depresan kullanımı gerekli olmayabilir. Kimlerin sürekli
olarak ilaç tedavisi görmesinin gerekli olduğu tam olarak tanımlanmamıştır.
Depresif atakların sayısı ve şiddeti, yarar ve rikslere karar vermeye
yardımcıdır. Bazı tek uçlu hastalarda, tekrarlayıcı depresyonun nükslerini
önlemede lityum kullanılabilir.
Elektrokonvülzif tedavi (şok tedavisi), diğer tedavilere dirençli ciddi
vakalarda ve özellikle yemeyen, sıvı almayan ileri derecede çevreyle iletişimini
kesmiş, ilaç reddi olan ve intihar girişiminde bulunmuş ya da ağır intihar
riski olan hastalarda etkili olabilir. Son zamanlardaki klinik deneyler,
depresyonları boyunca Trisiklik antidepresan ya da Monoaminooksidaz inhibitörlerini
kullanan iki uçlu hastalarda gözden kaçırılmaması gereken bir duruma işaret
etmektedir: Bazı hastalar için bu tür ilaçların kullanımı hipomani ya
da maninin ortaya çıkmasına neden olabilir ve atakların geliş sıklığını
arttırabilir.
Akut ya da tekrarlayıcı depresyonların tedavisinde çeşitli tipte antidepresanlar
kullanılır. Bunların, yan etkileri ve etki düzeyleri birbirinden farklıdır.
Tipik antidepresanlar için,yani imipramin, (Tofranil) gibi trisiklik grubunu
antidepresanlar için alışılmış günlük oral (ağızdan alım) doz 150-300
mg civarındadır. Çoğu yaş grubu için antidepresanlar tek dozda ve genellikle
yatma zamanında güvenli bir şekilde alınabilir. Antidepresanlardan yanıt,
tipik olarak yavaş alınır. Depresyonun bazı belirtilerinin rahatlaması
(özellikle enerji azlığı ve çökkün ya da öfkeli duygudurumu) 3-4 hafta
ya da daha uzun zaman alırken, uykusuzluk birkaç gün içinde iyiye gidebilir.
Bazı hastalar, kendilerini derhal daha iyi hissetmezlerse, ilaçların yardımcı
olmadığını düşünürler; fakat onlar, yeterli kan seviyesinde en azından
birkaç hafta ilaç alımını sürdürmelidirler. Çünkü sözü edilen bu tür Antidepresan
ilaçların yararlı etkileri ancak uygun tedavi edici dozda en az 2-3 hafta
düzenli kullanımdan sonra ortaya çıkabilmektedir.
Ülkemizdeki Anti-depresanların en yaygın tiplerinin yani en sık olarak
reçete edilenlerin bazıları şunlardır:
- Amitriptyline (Amitriptilin, Laroxyl)
- Imipramine (Toframil)
- Klomipramine (Anafranil)
- Maprotiline (Maprotil, Ludiomil)
- Fluvoxamin (Faverin)
- Fluoxetin (Prozac)
- Sertralin (Lustral)
Antidepresanların yan etkileri nelerdir?
Antidepresan tedavisine başlamadan önce doktor reçete edilen antidepresanın
yan etkilerini açıklamalıdır. Eğer açıklamadıysa hasta onlar hakkında
hekime soru sormalıdır.
Yukarıda örnekleri verilen trisiklik ve diğer heterosiklik antidepresanların
en çok görülen yan etkileri:
- Ağız kuruluğu,
- Görme bulanıklığı,
- Terleme,
- Oturur durumdan ayağa kalkarken baş dönmesi (ortostatik hipotansiyon),
- Uyuklama, aşıkı uyku ya da aşırı uyanıklık durumu, uykusuzluk,
- İdrar yapma güçlüü, kabızlık,
- Nabız hızlanması ya da yavaşlaması, düzensiz kalp ritmi (aritmiler),
Elektrokardiyografi de (EKG) zararsız geçici değişiklikler,
- Titreme (özellikle ellerde hafif ince tremor),
- Kilo alma, nadiren kilo kaybı,
- Dikkat ve konsantrasyonda bozukluk (özellikle araba sürmek gibi yoğun
dikkat gerektiren işlerde sorun yaratabilir).
Bu yan etkiler sıklıkla zaman geçtikçe azalır ya da doz azaltılması veya
yerine başka bir antidepresan verilmesiyle azaltılabilir. Genelde bu yan
etkiler ilaca başlanmasının ilk 1-2 haftasında görülür. Bu nedenle ruh
hekimi genellikle etki depresyon tedavi dozuna tedricen arttırarak ulaşmayı,
böylece rahatsız edici yan etkilerin daha hafif düzeylerde hissedilerek
ilaca uyumu sağlamayı tercih eder. Bu dönemde doktor hastasını muhtemel
yan etkiler açısından ve uygun tedavi dozuna ulaşılana kadar düşük tedavi
yanıtı açısından bilgilendirir. Bu nedenle bu tür antidepresan ilaç kullanımına
başlayan hastalar rahatsız oldukları yan etkiler ya da ilaçtan bekledikleri
mucizevi faydayı görememekten ötürü kendiliklerinden ilacı bırakma yoluna
gitmemeli, böyle bir durumda mutlaka doktorlarına danışmalıdırlar.
Bu tür ilaçların intihar vb. sebeplerle aşırı dozda alımını önemli ve
bazen ölümcül zehirlenme tablolarına neden olduğundan, bu gibi durumlarda
hiç vakit kaybetmeden doktor ile temasa geçilmeli ve derhal en yakın acil
tedavi ünitesine başvurulmalıdır.
Özel bir antidepresan çeşitli olarak serotonin geri alım önleyicileri
Yakın zamanda geliştirilen antidepresanlar arasında bulunan "serotonin
geri alım önleyicileri" (Seretonin Reuptake Inhibitörleri=SSRİ) bir
özel nörotransmitter (sinir hücresinin verdiği mesajı diğer bir sinir
hücresine iletilmesini sağlayan beyindeki bir takım Seretonin, Noradrenalin
gibi maddeler) sisteminde seçici etki gösterir. Citalopram 5cipram), Fluoxetine
(Prozac, Depreks gibi), Sertraline (Lustral, Seralin, Serdep gibi), Paroxetine
(Seroxat) ve Fluvoksamin (Faverin) serotonerjik sistemde direkt olarak
etki gösterir; göreceli olarak daha az yan etkiye sahiptir ve bu nedenle
yaygın olarak reçete edilmektedir. Antidepresan etki için genellikle 3-5
hafta kadar zaman gereklidir. Ama yine de bilinen tipik trisiklik antidepresanlara
göre daha hızlı, fakat biraz daha az etkinlik ortaya çıkardıkları bilinmektedir.
Ülkemizde bulunan ve özellikle son 5 yıl içinde yaygın kullanıma giren
diğer antidepresanlardan, Serotonin geri alınımını arttırarak etki gösteren
Tianeptin (Stablon) hem Noradrenalin hem de Seretonin geri alınımını önleyen
(=SNRİ) Venlafaxine (Efexor), Noradrenalin ve Seratonin seçici serbestleştirici
(=NaSSA) Mirtazepin (Remeron) Nefazodon (Serzone) vb. sayılabilir. Bu
tür ilaçların muhtemel yan etkileri baş ağrısı, bulantı-kusma, ellerde
ve bazen vücutta titreme, iştahsızlık ve kilo kaybı, nadiren iştah artışı,
uykusuzluk ve nadiren uyuklama hissi gibi gelip geçici, kalıcı sorun yaratmayan
ve aşırı rahatsızlık vermeyen etkilerdir. Bazen cinsel fonksiyonlarda
ve istekte azalma görülebilirse de, bu yan etki de tedavinin sonlandırılmasından
sonra kendiliğinden geçeceği için hiçbir tetkike ve üdahaleye ihtiyaç
göstermez.
Değişik ilaç gruplarından (Trisiklik, SSRİ, SNRİ vb. gibi) bir diğerine
geçiş gerektiğinde eğer doktor değişikliği söz konusu ise, bazı ilaç etkileşimleri
olabileceğinden, mutlaka yeni hekim, bir önceki hekimin tedavi şekli açısından
hasta, hasta yakınları ya da önceki hekim tarafından bilgilendirilmelidir.
Sıklıkla Seretonin üzerinden etkili olan ilaçların aşırı doz alınımında
(zehirlenmelerde), trisiklik antidepresanlara göre daha güvenli olduğu,
yani ölümcül tablolara sebep olamayabileceği bilinmektedir. Fakat tüm
ilaçlarla olduğu gibi, bunlarla da bireysel farklılıklar olabileceğinden,
böyle zehirlenme durumlarında acil tedaviye mutlaka başvurulmalıdır
Monoamin Oksidaz İnhibitörleri (MAOİ)
Monoamin oksidaz inhibitörelri sıklıkla sıkıntı, aşırı uyuma ve yeme ile
görülen atipik depresyonlu bireylerde ve zihni sürekli sağlığıyla meşgul
olanlar (hipokondriyazis), sinirlilik, agorafobi (açık ya da kalabalık
yerlerden korkma), sosyal fobi ya da enerji kaybında etkilidir.
MAO inhibitörlerinin olası yan etkileri nelerdir?
Aşağıda sözü edeceğimiz yan etkiler, Monoaminooksidaz enzim engelleyici
ilaçların, bu emzirme kalıcı bağlanarak etki eden, bu nedenle kullanımında
belirgin risk taşıyan ilaçlara bağlı gelişen yan etkilerdir. Her ne kadar
bu ilaçların (Fenelzin gibi) ülkemizde satışı yasaklanmışsa da, abzı hekimlerin
ülke dışından getirtilebilmesi ya da ülke dışında bir süre yaşamış ve
orada bu tür tedaviye başlanmış olan hastalarımız için bilgilendirme gereği
duyulduğundan dolayı anlatılmıştır.
- Postural hipotansiyon (oturur durumdan ayağa kalkıldığında baş dönmesi)
- Baş ağrısı
- Yüz kızarması
- Uyuklama
- Şiddetli yüksek kan basıncı (hipertansif kriz) (Tiramin içeren yiyecek
(peynir, şarap) ya da ilaçlar alındığında).
MAO inhibitörleri kullanırken ne zaman diet ve ilaç kısıtlaması gerekir?
- Bazı yiyecek ve ilaçlarla MAO inhibitörleri arasında potansiyel olarak
tehlikeli yüksek kan basıncına neden olan etkileşimler olabilir.
Bu yiyecekler:
o Bayat peynir (köy peyniri ve krem peynir güvenlidir)
o Bira ve şarap
o Karaciğer ezmesi
o Salamura ringa balığı
o Mayalı ürünler
o Ekşimiş krema ve yoğurt
o Çikolata
o MAO inhibitörleri ile birlikte kullanıldığında hipertansif krize neden
olabilen ilaçlar (uyarıcılar ve anti-astma ilaçlar dahil)
Bu yiyecek ve ilaçlardan kaçınılmalıdır. Sayılan ilaçlarla karşılaşıldığında
(uyku hapları ve soğuk algınlığı tabletleri dahil) ya da reçete edilen
herhangi bir ilaçla karşılaşıldığında psikiyatrist ya da aile doktoruna
kontrol ettirilmeden kullanılmamalıdır.
Günümüzde MAO engelleyici ilaçların enzime kalıcı değil de geçici olarak
bağlanan ve yukarda sözü edilen yiyecek ve ilaçlarla birlikte alınımında
oluşan yan etkilere tedavi doz aralığında neden olmadığı bilinen, daha
seçici (MAO-A enzimine özgün) olarak enzimi engelleyen formları bulunmuştur.
Bunlardan sadece MAO-A enzimini geçici olarak bağlayan RİMA (Reversible
Inhibitör MAO-A) grubu ilaç olan Moklobemid (Aurorix) ülkemizde bulunmakta
ve son derece güvenle kullanılmaktadır. Aşırı doz alınımında da nispeten
daha güvenlidir.
Mizaç bozuklukları ile ilgili unutulmaması gereken noktalar:
1- Mizaç bozuklukları, tedavisi mümkün olan ruh hastalıklarıdır.
2- Tekrarlayıcı niteliği olduğundan,
3- Ailesinde mizaç bozukluğu hastası olan kişiler, hastalık hakkında ayrıntılı
bilgi almalı ve tedaviye destek olmalıdırlar.
4- Ataklar arasında kişi iş, aile ve çevre ilişkilerinde ve performansında
normal düzeyde işlevsellik gösterebileceğinden, bu iyilik dönemlerini
uzatabilmek için doktoruyla tam bir uyum içinde olmalı ve önerilen tedavi
şartlarına tamamen önem göstermelidir.
5- Lityum vb. ilaç tedavisinin dozunu ve süresini sadece hastayı takip
eden doktor belirler.
6- Sık doktor ve tedavi değişiklikleri hastalığı olumsuz etkiler. Doktor
değişikliği şart olduğu durumlarda, yeni hekim önceki tedavi şekli hakkında
ayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir.
7- Lityum ve Karbamazepin, Valproat gibi ilaçların kullanımı sırasında
doktor önerisi dışında hiçbir ani karar alınmamalı ve mutlaka düzenli
kan kontrolleri yapılmalıdır.
8- Kullanılan ilaç ile ilgili herhangi bir yan etki görüldüğünde hızla
doktora danışılmalıdır.
9- Aşırı ilaç alımlarında, doktorla hemen temasa geçip, acil tedavi ünitesine
vakit kaybetmeden başvurulmalıdır.
10- Mevsimsel hastalığı olduğu bilinen bireylerin hem kendisi hem de ailesi,
belirli aylarda doktor kontrollerinin sıklaştırılması ya da ihmal edilmemesi
gerektiğini unutmamalıdır.
11- Uyku bozukluğu, iştah değişikliği, tutum ve davranışlarda öncekine
göre (duygu ve hareket azlığı veya fazlalığı açısından) abartı ya da ilaç
reddi görüldüğünde yeni bir atak başlangıcı olabileceğinden hasta hemen
kontrole getirilmelidir.
12- Ölüm düşüncesi; İntihar veya ölümden bahsetme, vedalaşma, teşekkür
etmelerde artış, hediyeler verme, eşyalarını dağıtma vb. muhtemel bir
intihar girişimi habercileri olabilir. Unutmayınız, sevdiklerinizin her
çeşit ölüm veya intihar hakkındaki sözleri ya da sözettiğimiz ipuçları
çok ciddiye alınmalı ve hemen doktor ile temasa geçilmelidir.
13- Mizaç bozuklukları, hastaları, unutmayınız!
Hastalığınız, tıpkı kalp, şeker, böbrek vb. hastalıklar gibi ciddi bir
hastalıktır. Fakat tedavisi mümkündür. Nasıl bir şeker (Diabet) hastası
ömür boyu diyet yapmak ya da ilaç kullanmak zorundaysa, sizin de uzun
süre, belki ömür boyu ilaç kullanmanız ve doktor kontrolünde olmanız gerekebilir.
Bunu kabul edip, uygulayanlar, şanslı gruptan olanlardır.
14- Hastalığınızdan utanmak, önemsememek, kabul etmemek, hastalık gerçeğinden
kaçmak ya da ilaç reddi öncelikle kendinize, sonra da yakın çevrenize
verebileceğiniz en büyük zarar olacaktır.
15- Evlilik çağındaki bayan hastalak gebelik ve emzirme dönemlerinde doktorlarının
önerileri dışına hiçbir şekilde çıkmamalı ve doktor kontrollerini arttırmalıdırlar.
16- Mizaç bozukluğu tedavisinde olanlar, başka nedenlerle değişik branş
doktorlarına muayene olduklarında önerilen tedavileri mutlaka kendi ruh
doktorlarına bildirmelidirler.
Herşeyden önce:
Hasta - doktor - aile üçgeninde gerçek ve uyumli bir ilişki sürdürülebildiği
ölçüde hastalığın seyri yüzgüldürücü olacaktır.
|