  Dürtü
Kontrol Bozuklukları  
|
Kleptomani
Kişinin ihtiyaç duymadığı, değersiz eşyaları çalmak olarak bilinir. Çok
az anlaşılmış bir bozukluktur. Kleptomaniklerin her yıl 40 milyar dolar
zarara yol açtığı düşünülmektedir, ABD'de. DSM-III-R kleptomaniyi bir
impuls kontrol bozukluğu olarak sınıflandırır. Semptomlar çocuklukta başlar
ve aralıklı olarak erişkin dönemde de devam eder.
150 yılı aşkın bir süredir bilinmektedir. Hastaların çok azı kendiliğinden
tedaviye gider(yaklaşık %15'i tedaviyi kendiliğinden ister). Bütün mağaza
hırsızlarının yaklaşık %4'ü kleptomaniktir(bazı araştırıcılara göre bu
oran %10'dur). Fakat, pekçok klaptomaniğin de yakalanmadığını ya da yakalansa
bile çoğu kez serbest bırakıldığını bilmekteyiz. Yakalanan kleptomanlar
genellikle şiddetli bir emosyonel travma geçirmektedirler.
Uzun süre klaptomanların yalnızca kadınların arasından çıktığı düşünülmüştür.
Ancak bu inanç son yıllarda iyice sarsılmıştır. Bütün kleptomanların %20'si
erkektir. Oranın kadınlar lehine bu kadar yüksek olmasının bir nedeni
de, kadınların yakalandığında psikiyatrik muayeneye, erkeklerin ise hapishaneye
gönderilmesinden kaynaklanır. Bir de kleptomaniyi impuls kontrol bozukluğu
olarak görürsek, böyle bir kontrol bozukluğunun erkeklerde piromani, intermitant
patlayıcı davranış ve patolojik kumarbazlık şeklinde geliştiğini, kadınlarda
ise kleptomani ve trikotilomani biçiminde belirdiğini söyleyebiliriz.
Kleptomanik kadınların ortalama yaşı 35, erkeklerin 50'dir. Kadınlarda
ortalama 20 yaş civarında baş gösterir. Ancak 6 yaşındaki kız çocuklarında
da tespit edilmiştir.
Kleptomaninin kendiliğinden ortadan kalkması güç bir iştir. Kleptomanik
bir kişinin tespiti zordur. Orta yaştaki kadınlarda genellikle bir kayba
karşı, örneğin çocuğun evi terketmesine karşı ortaya çıkar. Pek çok hasta
evli ya da duldur. Her ırktan kişilerde bulunur. İyi eğitim görmüş kişilerdir.
Kleptomani ile ilgili literatürün pek çoğu, onun anksiyete, depresyon
ve seksüel bozukluklarla olan ilişkisine dikkat çeker. Pek çok araştırıcıya
göre kleptomani kişiyi stres ve depresyondan kurtarıcı bir rahatlık sağlar.
Hatta depresyonun kleptomani için uyarıcı bir etki oluşturduğunu söyleyebiliriz.
Yayınlanmış bir olguda deprese bir kadının kleptomani davranışı anında
mastürbasyon yaptığı rapor edilmiştir. Sonuç olarak kleptomaninin depresyonu
ortadan kaldırıcı semptomları azaltıcı bir etkisinin bulunduğunu söyleyebiliriz.
Kleptomaniye akut, kronik ve tekrarlayıcı nitelikte mizaç bozuklukları
ile bulimik tablolar eşlik edebilir.
Fenichel gibi yazarlara göre kleptomaninin seksüel bir anlamı vardır.
Çalınan nesnelerin de cinsel bir anlamı vardır. Kleptomaniklerin çoğunda,
bazı nesnelerin fetişistik anlamları vardır. Bu hastalarda vajinismus,
seksüel isteksizlik ve sterilite ya da bu olaylarla aşırı zihinsel meşguliyet
vardır. Kleptomanik eylemler, kadınlarda menstruasyon ve hamilelik dönemlerinde
daha sık ortaya çıkmaktadır. Psikanalistlere göre kleptomaninin altında
bir psişik çatışma vardır. Fenichel'e göre kleptomani, impulsif ve infantil
ihtiyaçlara bir doyum sağlar. Bunlara göre kleptomanik kişiler fallik
dönemde takılmışlardır. Bu nedenle de penise imrenme veya kastrasyon korkuları
vardır.
Bu kişilerde antisosyal özeliklerde vardır. Çoğu sosyal olarak izole ve
depresif bir yaşantı içindedir. Bazı araştırıcılara göre kleptomanide
aşırı gelişmiş bir süperego vardır. Bu nedenle kişi kendini cezalandırma
ihtiyacı içinde küçük hırsızlıklar yapar.
Obje ilişkileri ile ilgilenen teorisyenler açısından ise kleptomani tehlikeli
ve korku verici nitelikteki nesneleri kontrol etmenin onları zararsız
hale getirmenin bir aracıdır. Anneyi bir nesne haline getirip, her an
el altında bulundurabilmek için o nesneyi çalan çocuk böylece kendi omnipotensini
de hissetmiş olur. Omnipotent bir şekilde annesine hakim olur, onu kontrol
eder.
Self teorisi açısından incelendiğinde kleptomaninin narsistik bir zedelenme
ile ortaya çıktığı söylenebilir. Castelnuova ve Tedesco kleptomanik davranışın
narsistik yaralanmalara karşı bir cevap olduğunu ve kişinin dağılmasına
engel olduğunu söylemektedirler. Yine self teorisyenlerine göre bu kişilerde
matür bir kendilik yapısı gelişmemiştir.
Kleptomaniyi, obsesif kompulsif bozukluğun bir şekli olarak görenler de
vardır. Kleptomanide çalma eylemi kişiye zevkin yanısıra ruhsal bir rahatlama
da verir. Bu aynen obsesif kompulsif bozuklukta, kompulsiyonların yerine
getirilmesinin kişiyi rahatlatmasına benzemektedir.
Biyolojik Yaklaşımlar
Bazı araştırıcılar, kleptomanik hastalarda organik bazı faktörler olduğunu
göstermişlerdir. Örneğin 66 yaşında kleptomanik davranışlar gösteren bir
hastada sol frontal ve sağ parietotemporal beyin bölgelerinde atrofi olduğu
gösterilmiştir. Başka bir raporda 25 yaşındaki bir kleptomanda kortikal
atrofi olduğu bildirilmiştir. Yine sağ pariatal beyin bölgesinde yer işgal
eden lezyonu olan bir kişide de benzer bir klinik tablo görülmüştür. Bu
kişide çalma epizodlarının hecmeler halinde geldiği gözlenmiş ve hastanın
amitriptilin, fenitoin ve psikoterapi kombine tedavisine olumlu cevap
verdiği tespit edilmiştir.
İlginç bir gözlemde, psikomotor atakların kleptomani davranışının nedeni
olabildiği, depresyonun ise bu bozukluğu agreve ettiğidir.
Kleptomanların yaklaşık onda birinde disosiyatif bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Bu grup hastalarda kleptomani davranışı füg benzeri bir durum içinde meydana
çıkmaktadır. Narkolepsisi olan bir kadında kleptomani olduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca insülinomaya sekonder ortaya çıkan hipoglisemide ve anksiyolitik
ilaç alan bir kadında nedensiz çalma davranışı ortaya çıkmıştır.
Kleptomaninin organik bazı faktörlerle birlikte olması bu konuda biyolojik
bir takım yaklaşımların ortaya çıkmasını da sağlamıştır. Örneğin Moak
tarafından ortaya atılan hipoteze göre kleptomanik çalma davranışı, biyojenik
amin sentezindeki düşüklüğün sonunda ortaya çıkmaktadır. Biyojenik amin
düzeylerindeki azalma bir disinhibisyon sonunda kleptomanik davranışa
neden olmaktadır. Bu hipotez yeterince açık olmamakla beraber konuya biyolojik
bir yaklaşım getirmiş olması açısından önemlidir.
Kleptomanideki biyolojik hipotezlere ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Çünkü
beynin değişik yerlerinde lokalize lezyonların çalma davranışını ortaya
çıkartıp çıkartmadıkları, yani arada bir neden-sonuç bağlantısının bulunup
bulunmadığı açık değildir. Kleptoman bir kişide parietal bölgede bir lezyon
ya da BOS'ta transmiter son ürünlerinden birisinde azalma olabilir. Ama
bu kleptomaninin gerçek nedeni olduğunu göstermez.
Tedavi
Kleptomani'de başarılı bir tedavinin varlığını rapor eden pek az çalışma
vardır. Uzun süreli takip çalışmaları yoktur. Bu nedenle kısa dönemli
tedavilerde sonuç başarılı olsa bile uzun sürede bu başarının ne ölçüde
kalıcı olduğunu bilmemiz olanaksızdır.
Keutzer hastalarına, ne zaman akıllarına çalma fikri gelse nefeslerini
tutmalarını öğütlemiştir. Keutzer bu yöntemin 10 haftalık bir takip süresi
içinde gayet etkili olduğunu ifade etmiştir. Ancak daha uzun süreli takiplerde
sonucun ne olacağını bilememekteyiz.
Covert'de çalma arzusu ile beraber hastalarına; bulantı ve kusma duygusunu
ve davranışını imajine etmelerini söylemiştir. Bu karşı şartlandırmanın
hastaları çalma davranışından uzak tuttuğu gözlenmiştir.
Psikanalitik yönelimli psikoterapi, bu hastaların tedavisinde değişik
sonuçlar vermektedir. Kleptomaninin altındaki çatışmayı bulup çıkartmak,
hastalarda çoğu kez rahatlama sağlamaktadır. Ancak yararlanmayan çok sayıda
olgu olduğunu da ifade etmek gerekir.
Fishbain'de bu hastalarda "içgörü oryantasyonlu destekleyici tedavi"
uygulaması yapmıştır. Hastaların niçin "risk alma davranışı"
gösterdikleri, kişinin kleptomanik davranışlarının aile üzerinde yarattığı
etkilere karşı duyulan suçluluk, hepsi birarada çözümlenmeye çalışılmıştır.
Bu uygulamanın yanı sıra eşlik eden depresyona karşı ilaç tedavisi yapılmıştır.
Bu kombine tedaviden birisinin bırakılması, özellikle de ilaç tedavisinin
kesilmesi depresyonun ve çalma davranışının tekrar ortaya çıkmasına neden
olmaktadır. Bu bulgu kleptomanide, ilaç tedavisi olarak öncelikle antidepresif
ilaçların denenmesinin gerekliliğini ortaya çıkartmaktadır. Antidepresif
ilaçlar içinde de serotonin reuptake blokerlerinin öncelikli olarak kullanılması
gerektiği ve daha faydalı bulunduğu ifade edilmektedir. Çünkü impulsivitenin
serotonerjik disfonksiyonla ilgili olduğu bilinmektedir. Öte yandan bulimik
hastalarda kleptomaninin sıkça görüldüğü düşünülmektedir. Bilindiği gibi
son yıllarda iştahında serotonerjik bir regülasyona bağlı olduğu ifade
edilmektedir. Bu klinik beraberlik, kleptomanide serotonerjik disregülasyona
ilişkin bir ipucu vermektedir. Bazı hastalarda, herhangi bir profesyonel
kişiden yardım istemeksizin kendilerine alışverişi yasaklayarak, kendilerini
dolaylı olarak "tedavi" yoluna gitmektedirler. Alışverişe çıkmadıklarından
"aşırma"da yapamaz olmaktadırlar.
Patolojik Kumarbazlık
Son 10 yıldır kumar oynama olanakları tüm dünyaca artmaktadır. Telekomünikasyonun
ilerlemesi, bilgisayarların yaygınlaşması ile banka müşteri hizmetleri
kolaylaşmıştır. Kumar oynayanlar için kredi alma v.b. olanaklar artmıştır,
tabi ki iflas etme oranları da artmıştır. Kumar reklamları aracılığı ile,
hükümet, özel kurumlar, medya "kısa yoldan zengin olma" mesajları
vermektedir. Ayrıca tüm dünyada internet aracılığı ile de kumar oyunları
yaygınlaşmıştır. Kumar çok yaygınlaşmış ve bir çok toplumda da kabul görmeye
başlamıştır. Patolojik kumarbazlık arttıkça da, toplum sağlığı açısından
da tehlikeleri farkedilmeye başlanmıştır. Böylece tedavi ile birlikte
koruyucu çalışmalar da başlamıştır.
Kumar, değerli bir şeyin daha yüksek değerde bir şey kazanmak için riske
atıldığı her türlü aktivitedir: loto, milli piyango, kazı kazan, casino
oyunları, at yarışları, bahisler v.b. Ayrıca kart, zar, makine oyunları
internet aracılığı ile oynanan oyunlar da kumar kapsamındadır.
Problem kumarbazlık, patolojik kumarbazlık(PK) tanı kriterlerini doldurmayan
ama kişinin ailesel, mesleki, sosyal konumuna zarar verdiği durumlar için
kullanılır.
!980'den itibaren PK, kompulsif kumar oynama ile aynı anlamda kullanılmaya
başlanmıştır. DSM-IV'te impuls kontrol bozuklukları arasında yer almıştır.
DSM-IV'te PK, devamlı ve tekrarlayıcı tarzda kişinin uyumunu bozan kumar
oynama davranışıdır. PK'ın en önemli özellikleri şunlardır:
1. Kumar oynama konusunda periodik veya devamlı olarak kontrol kaybının
olması
2. Kumar oynama sıklığının, oynanan para miktarının, kumar ile geçirilen
sürenin, kumar oynamak için para arayışının giderek artması
3. Tüm istenmeyen sonuçlarına rağmen kumar oynamanın devam etmesi
Prevalans: Son 10 yıldır erişkin popülasyonda kumar oynama prevalansı
çok artmıştır. New York'ta yaşam boyu prevalans %7,3'tür. New York'ta
13-17 yaşlar arasında ki gençlerin %2,4'ü kumar oynama nedeni ile problemler
yaşamaktadır. Bu gençlerin %14'ü PK için risk grubundadır. Risk grubu
gençler, en az haftada bir kumar aktivitesine katılan ve katılırken herhangi
bir engellenme ile karşılaşmayan grup olarak tanımlanmaktadır. Kumar oynama
ile ilgili problemi olanların %11'i, 18 yaş altındadır. Bütün kısıtlamalara
rağmen adolesanların %75'i bir yıl boyunca kumar oynamış, %15'i de her
hafta oynamıştır. Bu gençlerin %30'u milli piyango, %9'u at yarışı, %6'sı
kazı kazan ve %5'i de "casino" oyunlarını oynamaktadır.
Gittikçe artan sayıda hükümet, kumarın değişik şekillerini yasallaştırırken
artan sayıda insan da, bu potansiyel bağımlılık oluşturucu eğlencenin
bir çok formuna kolayca ulaşabilmektedir. İnsanların bir kısmında ise,
bu kolay ulaşabilme imkanı zevkli ve hayecan verici bir aktiviteyi yıkıcı
bir bağımlılığa çevirmektedir. Halen yetişkin popülasyonun %2,7'sinin
patolojik kumarbaz olduğu tahmin edilmektedir. Kişinin kontrolu kaybetmesinde,
kumarın içerdiği potansiyeli, PK'ın oluşturduğu maddi sıkıntılar nedeni
ile intihar eden iki kişi ile ilgili yazıdan yapılmış aşağıdaki alıntı,
çok net bir biçimde ortaya koymaktadır:
"Arka oda, poker oyunları ve bingo geceleri sıkıntı ve yalnızlık
için tanıdık bir panzehirdir. Fakat kumarbazların sevdiği nehir gemisi
kumarının ortaya çıkması ile birlikte küçük alışkanlıklardan hızla öldürücü
girişimlere varabilecek ölçüde güçlü bağımlılıklara yönelen yeni bir nesil
oluştu. Birikmiş hesaplarını boşalttılar, evlerini ipotek ettirdiler,
çekleri karşılıksız çıktı, ailelerini ve arkadaşlarını dolandırdılar;
sonra da en olası suçluyu (yani kendilerini) öldürmeye kalkıştılar."
PK'ın DSM-IV'teki tanı kriterleri, alkol ve madde bağımlılığı ile benzerlik
göstermektedir. Bağımlılığın şiddeti kişinin hayatında ciddi bir kesintiye
yol açacak bu davranışın derecesi ile ölçülür.
Psikiyatrideki ruhsal hastalıkları, her biri kendi patofizyolojisi olan
ayrı antiteler olarak düşünme eğilimi vardır. Bununla birlikte, bir çok
hastalıkta komorbid hastalıklar ile ilişkili yüksek bir insidans vardır.
Bu, özellikle PK için doğrudur. PK ile birlikte bulunabilen komorbid bozukluklar:
alkolizm, madde kötüye kullanımı, dikkat eksikliği, antisosyal kişilik
bozukluğu, narsistik/borderline kişilik bozukluğu, depresyon, siklotimi,
bipolar bozukluk ve intihardır. PK ile ilişkili oldukları için bu beraber
bulunan bozuklukları değerlendirmenin 3 yolu vardır.
Görüşlerden biri, komorbid bozuklukların PK'a sekonder olduğudur. Bu görüş;
alkolizm, madde kötüye kullanımı, depresyon ve intihar gibi komorbid bozuklukların
PK'a eşlik eden problemin üstesinden gelme girişimi olarak ortaya çıkan
sekonder cevaplar olduğu şeklindedir. Depresyon ve intiharın, PK'dan kaynaklanan
şiddetli kişisel ve maddi problemlere doğrudan bir reaksiyon olabileceği
son derece açıktır.
İkinci görüş komorbid bozuklukların PK'a neden olduğudur. Buna göre komorbid
bozukluklar, primer olup kişiyi kumar oynamaya iterler. Bunlar, yalnızlık
ve sıkıntıdan kurtulmak için heyecan olsun diye kumara başlarlar. Bu,
özellikle yüksek risk taşıyan kişilik özellikleri olanlarda, depresyondaki
kadınlarda ve dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu ile ilişkili
olabilir.
Üçüncüsünde PK, bir spektrum bozukluğun parçasıdır. Bu görüşe göre PK,
patofizyolojik olarak karşılıklı ilişki içinde olan ve komorbid bozuklukların
her biri ile ortak genleri paylaşan bir grup impulsif, kompulsif ve bağımlılık
yapıcı davranıştan biridir. Yani kendilerini PK'a yatkın hale getiren
yeterli sayıda geni alan bireyler aynı zamanda onları bir ya da daha fazla
komorbid bozukluğa yatkın hale getirecek genleri de almış olabilirler.
PK; özünde poligenik olan, kısmen genetik kısmen de çevresel faktörlerin
yol açtığı multifaktoriyel bir bozukluktur.
Etyoloji
Genetik: D2 Reseptör Geni: Şiddetli alkolizmde D2 reseptör geninin (DRD2)
rol oynadığı gösterilmiştir. Daha sonraki çalışmalar D2A1 alel geni ile
diğer yaygın kompulsif bağımlılık davranışları arasında önemli bir ilişki
olduğunu göstermiştir. Depresyon öyküsü olan PK'larda bu gen daha az bulunmaktadır.
D1 Reseptör Geni: DRD2 geni, dopamin reseptör genleri arasında en geniş
çalışılanı olurken D1 reseptör geni(DRD1), D3 reseptör geni (DRD3), D4
reseptör geni de geniş bir hastalık grubunda çalışılmıştır. D2, D3, D4
reseptörleri c-AMP'yi baskılarken, D1 ve D5 reseptörleri uyarırlar. Yapılan
çalışmalarda DRD1 geninde polimorfizm oranı bağımlılık davranışı gösteren
olgularda daha yüksek bulunmuştur.
D3 Reseptör Geni: Tourette's Sendromunda DRD3 geninin heterozigot oranlarında
azalma tespit edilmiştir.
D4 Reseptör Geni: DRD4 geninin PK'ta oynadığı potansiyel rol, iki çalışmada
gösterilmiştir. Bu çalışmalar, DRD4 genindeki 48 baz çiftli mükerrer polimorfizmin,
7 mükerrer allelinin hızı ile, yenilik arama davranışı arasında bir ilişki
olduğunu göstermektedir.
Serotonin Genleri: Serotonin defektleri, impulsif, kompulsif, affektif
ve diğer bozukluklar ile ilgilidir. Triptofan 2,3 dioksidaz geni ile yapılan
çalışmalarda; bağımlılarda polimorfizm yüksek bulunmuştur. Bu genin, PK
ile ilişkili poligenik gruplardan biri olduğu düşünülmektedir.
MAO, serotonini azaltan enzimlerden biridir. Bir çok çalışmada, düşük
MAO seviyeleri ile alkolizm, depresyon, manik depresif bozukluk, intihar,
ADHD ve risk alma , duygu gizleme veya dışadönük kişilik özellikleri arasında
bir paralellik olduğu düşünülmektedir.
Ödül Eksikliği Sendromu: Di Chiora ve Imperato, büyük oranda madde kötüye
kullanımını, ödül yolunun bir bölümü olan, nükleus accumbenste, dopamin
salınımındaki bir artışın meydana getirdiğini göstermişlerdir. Bu bulgular
ve diğer çalışmalar bağımlılık davranışlarında dopaminerjik ödül yollarının
stimulasyonunun kritik bir rolü olduğunu göstermiştir.
Serotonerjik Disfonksiyon: Serotonerjik sistemin PK'ta önemli bir rol
oynadığı görülmektedir. 5-HT sisteminin hücre gövdeleri primer olarak
rafe nükleusta lokalizedir. Moreno ve ark.nın yaptığı bir çalışmada PK'larda
IV. klomipramine karşı, azalmış prolaktin cevabı alınmıştır. Bu yanıt,
PK'ta azalmış serotonini gösterebilir. m-CPP verildiğinde PK'larda artmış
prolaktin cevabı alınmış ve 5-HT postsinaptik resptörlerde artmış duyarlılık
tespit edilmiştir. Bu, azalmış serotonin düzeyi ya da salınımı ile ilişkili
olabilir. Trombosit MAO aktivitesi PK'larda düşük bulunmuştur. Düşük MAO
etkinliği, impulsivite, risk alma, sansasyom arama, intihar davranışları
ile ilişkilidir. Bozulmuş 5-HT fonksiyonu impulsivite ile karakterize
diğer bozuklukların gelişmesinde ve sürdürülmesinde rol oynayabilir.
Tedavi
Farmakoterapi, PK tedavisinde oldukça yeni bir yaklaşımdır. Tedavide kullanılan
ajanlar, SSRI ve antiimpulsif etkileri olan duygudurum düzenleyicileridir.
SSRI'lar: PK, kompulsif bozukluklarla benzerlik gösterdiği için SSRI'lar
ile çalışmalar yapılmıştır. Klomipramin ve fluvoksamin ile yapılan çalışmalar
umut vericidir.
Duygu Durum Düzenleyiciler: İmpuls kontrol bozukluklarında, özellikle
bipolar bozukluk eşlik ediyorsa, lityum ile iyi sonuçlar alınmıştır. Bununla
beraber tedavi kesildiğinde impulsif davranışlar geri döner. Lityumun
impuls kontrol bozukluklarındaki etkisi; saldırganlık, impulsivite ve
duygudurum düzensizliklerinin tedavisindeki yararlarına bağlı olabilir.
Çalışmalar; karbamazepinin antiagresif etkileri olduğunu desteklemektedir.
Borderline kişilik bozukluklarında öfke patlamalarında iyi yanıt alınmıştır.
Trikotilomani
Trikotilomani(TRK), 1889 da saçlarını kökünden çeken hastalarında gördüğü
zorlantısal ve önüne geçilmez dürtüyü tanımlamak için bir fransız cilt
hastalıkları uzmanı tarafından isimlendirilmiştir. Trikotilomani kelimesi;
yunancada thrix: saç, tillein: çekmek /koparmak, mania: çılgınlık kelimelerinden
köken alır. Psikiyatride, piromani, kleptomani, kompulsif kumar oynama
ile birlikte dürtü kontrol bozuklukları içinde sınıflandırılır.
Dürtü kontrol bozuklukları, kendine ve başkalarına zarar verici şeyler
yapmak için duyulan dürtü veya isteğe karşı koymada ve kontrol etmede
yetersizlik ile karakterizedir. Kişi bazen davranışı yapmadan önce artan
gerginlik duygusunu hisseder ve sonra gerginlikten kurtulma ve iç rahatlaması
duygularını hissedebilir. Hatta bazen kişi eylemi gerçekleştirdikten sonraki
hazzın derecesini bile anlatır. TRK nın bir dürtü kontrol bozukluğunun
tanımlamasına uyan özellikleri saçları yolmak için duyulan dürtüye karşı
yetersizliği, saç yolmadan önce artan gerginlik ve sonraki iç rahatlığını
hissetmeyi kapsar.
DSM IV'te trikotilomani şu şekilde tanımlanır.
A) Dikkati çeker şekilde saç kaybına yol açan tekrarlayıcı saç yolmalar.
B) Saçı yolmadan önce gerginlik hissinde artma
C) Saç yolunduğu zaman duyulan haz, memnuniyet, iç rahatlaması.
D) Başka bir mental bozuklukla açıklanamama ve genel tıbbi duruma bağlı
olmama(örn; dermatozlar, kontakt dermatit gibi cilt hastalıkları.)
Saçlarını yolan hastaların hepsinde bu tanımlanan kriterler görülmez.
Bununla beraber hastalarda sıklıkla tedaviden çok yarar gören bir problem
vardır.
TRK'lı hastaların çoğu, kafalarındaki saçları yolar, ayrıca kirpikler,
kaşlar, yüz, kollar, bacaklar, pubik bölge ve koltukaltı kılları da yolunabilir.
Kafanın üstü erkek tipi kelliğe benzer hale gelince, bu durum özellikle
erkeklerde gizlenmesine neden olabilir.
Saçın yolunmasına bağlı saç kaybının şekli yamalı veya tam olabilir. Bazı
hekimler, etrafı ince bir saç kümesi ile çevrili kafanın üstündeki bu
kellik şeklini 'frer tuck' işareti olarak tanımlarlar.
Erkek trikotomanlar, çoğu kez bıyıklarını ve sakallarını da yolarlar.
Böyle durumlarda yüz tüylerinin düzenli traşı, kıl yolma olasılığını azaltacaktır.
Minnesota Üniversitesinden Dr.Gary Christiansen ve arkadaşları TRK'lı
hastalarla görüşmüşler ve birçok ilginç veri elde etmişlerdir. Buna göre,
çoğu hasta, kılları yolmak için parmaklarını kullanıyordu. Fakat bir kısmı
da cımbız kullanıyordu. Yüzde 60-70 hasta saçlarını bir defada yoluyordu.
Hastalar bir gün içinde bir saatten fazla zamanı yolma işlemi için harcarlar.
Seçilen saçlar, sıklıkla daha kalın ve diğerlerinden daha dolaşık olanlardır.
Bazı bireyler saçlarını yolmadan önce kafalarında baskı ve huzursuzluk
hissiyle, kaşıntı, kafa derisinde artmış duyarlılık şeklinde, bazı bedensel
yakınmalar da bildirmişlerdir.
Çoğu hasta saçlarını yolmadan önce gerilim hissinden bahseder, olaydan
sonra rahatlama duygusu ve hatta gevşeme tanımlarlar. Birçoğu da yatakta
yatarken veya telefonda konuşurken, yazarken, okurken, araba sürerken,
TV seyrederken saçlarını yolduklarını belirtirler. Saçlar yolunurken duyulan
duygular her zaman olmamakla beraber can sıkıntısı, öfke, asabiyet, çökkünlük
ve gerilimi kapsar.
Hemen hemen tüm hastalar giderek daha kötüleşen belirtiler gösterirler.
Kadınların %20'si premenstrual dönemde semptomların daha kötüleştiğini
hisseder. Onda dokuzunun akne veya yara kabuklarını yolma, dudak ısırma,
dil ısırma, dil ve avurtlarını çiğneme, burun karıştırma, tırnak yeme,
parmak çıtlatma, parmak emme şeklinde tanımladıkları alışkanlıkları vardır.
Hastalar, durumlarını gizlemek için peruklar, eşarplar, şapkalar, özel
saç stilleri, takma kirpikler ve makyajlar kullanır.
Birçok hasta kıllarını yer(trikofaji). Hastaların yarısı ağızlarının etrafında
tahriş yapabilecek, yalama veya çiğneme şeklinde kılları ile ilişkili
oral davranışlarla meşguldürler.
Komorbidite
TRK'de diğer psikiyatrik hastalıklara yüksek oranda rastlanır. Araştırmacılara
göre en sık eşlik eden rahatsızlıklar % 32 depresyon, %57 anksiyete bozuklukları(%
18 panik bozuklukları, %15 obsesif kompulsif bozukluktur)'dır. TRK lı
hastalarda ayrıca %18 oranında yeme bozukluklarına da(anoreksiya ve bulimia
gibi) rastlanır.
Burada ilginç olacağı düşüncesiyle TRK ve OKB komorbiditesi taşıyan bir
hastanın yazdığı mektubu aktarmak yararlı olacaktır.
"Benim problemim sizin hakkında konuştuğunuz saç yolma bozukluğudur
ve ben size benim takıntımın çok ciddi olduğunu söyleyebilirim. Yaklaşık
2 yıldır psikiyatrik yardım almaktayım ve buna rağmen bu problem bir dereceye
kadar yatıştı, hala oldukça şiddetli. İntihar etmeye karar verdiğim zamanlar
oldu. Çünkü bu korkunç şeyi durduramıyordum. Saçlarımı yoluyordum. Size
sadece saçlarımı yolmadığımı söylemek istiyorum, benim problemim biraz
farklı. Saçlarımı tarıyorum ve saçlarımın hakkından gelebilmek ümidi ile
saçlarımı düzensiz bir şekilde yoluyordum. Bu nedenle bazen banyoda bu
işi yapmak için saatlerimi geçiriyordum. Bir keresinde, aynanın karşısında
herhangi bir şey yemek için bile olsa ayrılmaksızın 16 saat kaldım. Saçlarımı
kesmek için makas kullanmayacağım çünkü onlardan korkuyorum. Eğer bir
makas, bıçak veya ateşe doğru yürüyecek olursam etraflarında bir kere
dönüyor ve eşit olduğundan emin olmak için bir de diğer tarafa doğru yürüyorum..
Kafamın bir tarafından saçımı yolduğumda, kafamın diğer tarafından yaklaşık
aynı miktar saçı yolduğumdan emin olmalıyım. Bırakmak için her şeyi denedim.
Hatta en pahalı kuaföre gittim, fakat eve dönüp gene saçlarımı yoldum.
Çünkü benim gözlemime göre saçlarım düz değildi. Bu problemin kontrolü
düşüncesi sabah kalktığımdan akşam yatıncaya kadar tüm zamanımı alıyordu.
Hipnoza alındım , fakat hiç bir yararı olmadı. Çok ümitsizim ve iyi olmak
istiyorum. Şu günlerde problemim düşüncelerimi değiştirmeye başladı. Düşünmek
ve iletişim kurmak için daha fazla vaktim var. Eğer bana bakarsanız dünyada
tek sorunum olmadığını düşünürsünüz".
Araştırmalar ABD'de %2 oranında TRK görüldüğünü göstermiştir. Bu 5 ile
10 milyon Amerikalının bu hastalığa sahip olduğu anlamına geliyor. TRK'lı
bir çok insan saçlarını yolduklarından dolayı utanç ve sıkıntı duyarlar.
Bu durumlarını arkadaşlarından, aile bireylerinden, çalışma arkadaşlarından
saklamaya kalkışırlar ve yardım bulamazlar. Kendi doktoruna veya bir cilt
doktoruna saç kaybından ötürü başvuran hastaların çoğu gerçek nedeni söylemezler
ve doktorlar çoğunlukla tanı konusunda hata yaparlar.
TRK, çok küçük çocuklarda ve orta yaştaki erişkinlerde başlamasına rağmen
en sık görülen yaş, erken adelosan dönem(yaklaşık 13 yaş civarı)dır. Kadınlarda
erkeklere nazaran 10 kat daha fazla rastlanır. Bu değerler yardım arama
çabasındaki az sayıda erkekte, doğal kellik sınırıyla saç yolduklarını
sakladıklarından değişebilir.
TRK'nın gerçek nedeni bilinmemekle beraber birkaç faktörün katkıda bulunduğu
bellidir:
a) Nörokimyasal anomaliler, beyin metobalizmasındaki değişimler kolayca
görünmektedir. Araştırmalar TRK'lı hastalar ile olmayan kişiler arasında
özel beyin görüntülemeleri (PET) ve nöröfizyolojik değerler arasında farklılıklar
bulmuştur. Beyin de serotonin fonksiyonundaki bozulmaların olduğunu ileri
süren çalışmalar vardır ve bunlar oldukça karmaşıktır. İlginç olan TRK
da yapılan bazı ilaçla tedavilerin, beyin hücrelerinde kullanılabilir
serotonin miktarını arttırma yönünde ümit vermesidir.
b) Hayat koşulları: TRK'nın başlayışı genellikle stresli bir olay ile
ilgilidir ve gerçekten, hayat deneyimleri hastalığın gelişiminde önemli
olabilmektedir. Tetikleyici faktörler; okul çatışmaları, kötü muamele,
aile çatışmaları, kişi için anlamlı insanların korkutucu kayıpları, bazı
tıbbi hastalıklar veya eski kafa travma ve cerrahilerini kapsar.
c) Çözümlenmemiş psikolojik çatışmalar; psikanalistler saçı erotik güç,
güzellik ve dayanıklılığın bir sembolü olarak görmektedir. Onlar, saç
yolmanın erotik istekler, çözümlenmemiş çatışmalar ile bağlantılı olduğunu
veya saç yolmanın doyurulmamış cinsel gerginlikten kurtulma olduğunu,
veya özdoyumun yerini aldığını düşünmektedir. Diğer teoriler, saç yolmanın
kader, öfke hatta terkedilme ve sevilmeme duygularına karşı agresif bir
reaksiyon olduğu şeklindedir. Tüm bu fikirler ilginç olmakla beraber,
çözümleyici değildir.
d) Aile öyküsü; TRK'nın gelişiminde genetik yatkınlık bulunabilir. TRK'lı
hastalar fazla oranda diğer psikiyatrik bozukluklara, özellikle de depresyon
ve OKB prevalansına sahiptir.
Trikotilomaniden başka birçok durum daha kelliğe yol açabilir. Kelliğin
en yaygın görülen tipi, androjenik alopesidir. Yaşlanan çoğu erkekte ortaya
çıkan bu tür kellik için, tıbbi olarak bu terim kullanılmaktadır. Saç
kaybına yol açan diğer nedenler arasında, alopesi areata(nedeni bilinmeyen
yamalı saç kaybı), skalp enfeksiyonları ve inflamasyonları, sistemik lupus
eritematozus, kanser, endokrin problemler ve beslenme bozuklukları sayılabilir.
Saç kaybı, değişik tıbbi uygulamaların bir yan etkisi olabilir. Çok nadir
olarak tanımlanan bir durum ise, demir eksikliği olan çocukların, saçlarını
yolup yemesidir. Fakat bir çok TRK olgusunda demir eksikliği yoktur. Demir
eksikliği tedavisi ile semptomlar düzelmez.
TRK'nın hastaları mahveden etkileri vardır. Hastalar anksiyeteyi, sıkıntıyı,
özgüvendeki azalmayı yaşarlar. Bu durumlarını bir sır olarak saklamak
için kuaföre gitmek, spor yapmak, dans etmek, yüzmek, gösterilere katılmak
gibi günlük aktivitelerden kendilerini sakınırlar. Çoğu, saçlarını yolduklarını
gizlemek için uzun süre uğraşırlar ve saç kayıplarını değişik saç stilleri,
makyajlar, giysiler, atkılar, peruklar ile kapatmaya çalışırlar.
TRK, iş yaşamında yükselmeye, sosyal arkadaşlıkları kurmaya ve sürdürmeye
zarar verebilir. Problemden haberdar olan arkadaşları ve aile, bunun zorlantısal
değerini anlayamaz ve hastadan bunu hemen durdurmasını isteyip, hasta
da bunu başaramadığı için kızabilirler.
Bazı araştırmacılar TRK'nın, OKB 'un bir varyantı olduğunu söylemektedir.
Çoğu hastada, karşı koymanın zor olduğu, anksiyete ile beraber olan zorlantılı
davranışlar vardır. Ayrıca bir beyin nörotrasmiteri olan serotonin üzerinde
benzer etkileri olan tıbbi tedaviler; hem TRK'da hem de OKB'da yararlı
olmaktadır. Ayrıca OKB, TRK hastalarında, genel populasyondan daha sık
gözükmektedir. Bundan başka, bu iki hastalık arasında genetik bir bağ
olduğu düşünülmektedir.
Diğer yandan, OKB ile TRK arasındaki farklılıklar, TRK'lı hastaların saplantılı
düşüncelere sahip olma eğiliminin olmaması, saç yolmadan başka ritüelle
meşgul olmamaları, anormal beyin metabolizmasının değişik bir örneğine
sahip olmalarıdır.
Sonuçta, OKB ile TRK arasındaki ilişki tam olarak anlaşılmamıştır. Halen
birbiri ile bağıntılı fakat farklı bozukluklar olarak düşünülmektedir.
Saç yolma çok nadir olarak geriye dönüşümsüz kelliğe yol açmaktadır. Fakat
saç yolma davranışı sonlandığında saçlar bazen gri veya beyaz olarak çıkar
ve daha ince, daha kaba veya daha bukleli çıkabilir. Bu değişiklikler
uzun sürede normal haline dönüşür. Saç yolma devam ettikçe kafa derisi
iltihapları, rahatsızlıkları, kaşınmaları sık olarak gözükür. Saç yolmanın
yol açtığı travma kafa derisi enfeksiyonlarını arttırır.
TRK, eğer trikofaji de mevcut ise çok büyük bir oranda yaşamı tehdit eden
bir durumdur. Birçok araştırmacı saçlarını yolanların yaklaşık %20 sinin
saçlarını yediğini veya çiğnediğini ve yuttuğunu saptamıştır. Bir hastanın
köpeğinin tüylerini yolup yediği belirlenmiştir. Trikofaji saçların dişler
arasına yerleştirilmesi ile başlar, çok fazla miktarda saç mideye iner
ve sindirim kanalında ise artık buna trichobezoar denilir. Seyrek görülen
bu tıbbi duruma rapunzel sendromu denilir. Burada saçlar midenin genişlemesine
neden olur, sindirim sisteminin alt bölümlerine doğru ilerler.
Trichobezoarın semptomları karın ağrısı, bulantı, kusma, saçların dışkıda
bulunmasıdır. Trichobezoar, ayrıca nefesinin kötü kokmasına, iştahta azalmaya,
kabızlığa, ishale, aşırı gaza, barsak tıkanmalarına, hatta delinmesine
sebeb olabililr. Karaciğer ve pankreas fonksiyonları değişebilir. Genelde
doktor hastanın karnının orta ve sol üst bölümlerine yumuşak bir şekilde
dokunarak trichobezoarı hissedebilir. Üst gastarointestinal sistemin,
özel radyolojik görüntülemeleri, ultrasonografi ve midenin doğrudan içini
gösteren endoskopi ile tanı konulabilir. Cerrahi girişim en yaygın tedavidir.
Eğer saçını yiyen hasta tamamen bunu durdurmazsa yemeden önce onları küçük
parça halinde çiğnemesi önerilir.
Aile örnekleri, gizli veya açık saç yolan bireylerde çok derin etkilere
sahiptir. Buna rağmen TRK'nın aile görünüşleri üzerine litaratürü seyrektir.
Birkaç araştırmacı bazı olgularda, TRK'nın gelişiminin ailenin bu davranışa
anlam kazandıran şartlarına bağlı olduğunu bulmuşlardır. Evlilik uyuşmazlığı,
çocukta çatışmadan kaçmanın ve çözümlenmemiş öfkenin üstesinden gelmenin
bir yolu gibi, saç yolma davranışı başlatır ve sürmesine neden olur. Aile
terapileri saç yolmanın ortaya çıkmasına ve sürmesine neden olan yanlış
karşılıklı etkileşimlerin ve rollerin düzeltilmesine yardımcı olabilmektedir.
Bazı araştırmalar, TRK'nın erken başlangıçlı(çocuklukta) geç başlangıçlı(ergenlikte)
tiplerini tanımlamışlardır. Erken başlangıçlı TRK tipi, 4 yaşından önce
başlar, parmak emme ile birlikte görülebilir. Kötüleşme dönemlerinin ardından
iyileşme dönemlerinin izlediği dönemsel bir gidiş gösterir. Çocuk büyüdükçe
bu davranışını bırakabilir. Ebeveynlerin, çocuğun saç yolmaya ara vermesi
için ödül vermek veya ilgisini başka yöne çekmek, şeklinde küçük bazı
müdahalelerde bulunmaya ihtiyaçları olabilir. Saç yolmanın bu erken başlangıçlı
tipi, erkek ve kızlarda, geç başlangıçlı tipten daha fazla eşit olarak
görülmektedir. Hastalığın bu tipindeki çocukların gelecekte başka psikiyatrik
problemlere sahip olmaları için, yüksek risk taşıdıklarına dair kesin
kanıtlar yoktur. Fakat çocuk 4-5 veya 6 yaşında ve hala saçlarını yoluyorsa
daha kötü prognoza sahip olan geç başlangıçlı TRK' ya gidiş olabilir.
Tedavi
TRK, şiddet yönünden artma ve azalmalarla gider. Saç yolma dönemleri sıklıkla
kendiliğinden olacak şekilde, kısmen veya tamamen kişinin kendisini bundan
sakınması periyotları ile kesilir. Özellikle erken başlayanlarda(4 yaşından
önce) TRK'nın kendiliğinden iyileşmesi sıktır.
Tedavi söz konusu olduğunda, önemli olan noktalar şunlardır;
1) Saç yolmanın ne kadar zamandır devam ettiği
2) Rahatsızlığın şiddeti.
Her saç yolma, belli bir stres dönemi (örneğin bir yakınının kaybı veya
fiziksel bir hastalık sırasında) boyunca oluyorsa, stresli durum yatıştığında
kendiliğinden sonlanır. Bazen bu durum kişinin çevresi, diğer insanlarla
arasındaki ilişkisi ile çok uyumlu olacak şekilde sürüyor da olabilir.
TRK, kişilik değişikliklerine, depresyona, anksiyeteye, madde kötü kullanımına
eşlik edebilir veya hatta bunlara neden olabilir. Sosyal geri çekilme
sıktır ve intihar düşünceleri görülebilir. TRK, kişinin hayatını çok değiştirir,
tedavisi çok önemlidir.
Tedavide 2 geçerli yolu vardır.
1) Davranış tedavisi; Davranışcı tedavi yıllardır saç yolmayı kontrol
etmek, azaltmak hatta bazen ortadan kaldırmak için kullanılmıştır. Bu
tedavinin avantajı medikal tedavide oluşabilecek yan etki riski olmaksızın,
hızlı bir rahatlamanın sağlanmasıdır. Medikal tedavi gibi, davranışcı
tedavi saç yolmaya bağlı anksiyeteyi azaltabilir. Fakat depresyon ve anksiyete
gibi diğer psikiyatrik semptomları azaltmada medikasyondan daha az etkilidir.
Bazı hastalar, davranışçı tedaviyi gönülsüz denerler. Çünkü bu tedavi
zaman ve efor gerektirir. Bazıları ise bu tedaviyi deneyip başarısız olacaklarını
ve kendilerini daha kötü hissedeceklerini düşünürler. İyi planlanmış bir
davranışcı tedavi, tüm bu kuşkuların ortadan kalkmasına yardımcı olabilir.
2) İlaç Tedavisi; saç yolmak için duyulan dürtüyü azaltabilir(fakat çoğunlukla
yararı çok uzun süreli değildir). Davranışcı terapiye göre daha ucuz olması,
eşlik eden depresyon, anksiyete, OKB gibi durumlara da yardım etmesi,
ayrıca ilaca davranışcı terapiden daha kolay ulaşılabilmesi, avantajlarıdır.
Şimdi bu iki tedavi şeklini daha ayrıntılı olarak görelim.
Davranış Tedavisi
Davranış tedavisi(DT) saç yolmayı izlemek ve bunların yerine alternatif
davranışları koymak için planlanmış bir metottur. Gerçekten etkili davranış
terapisi, davranışı gözlemeyi, farkında olma egzersizlerini, rahatlama
egzersizlerini, alışkanlığın bırakılmasını ve birbiri ile yarışan tepkilerin
yerine başka şeyler koymayı içerir. DT ayrıca arzu edilen davranış değişikliği
için olumlu desteği de içerir(saç yolma azaldığında ödüllendirmek gibi).
TRK için davranış tedavisinin ana hamlesi, alışkanlığın tersine çevrilmesidir.
Hastalar saç yolma ile ilgili hareketlerin farkında olmayı ve aynı kas
gruplarını içeren alternatif yarışan hareketler geliştirmeyi öğrenirler.
Böylece hasta saçlarını yolduğu ve saçlarını yolmaya benzer hareketlerle
meşgul olduğunda, örneğin yumruğunu sıkma gibi alternatif bir davranışı
birkaç dakika yapar.
Güney İllionis Üniversitesi klinisyenleri şu şekilde bir davranışı tersine
çevirme programı geliştirmişlerdir.
1) Sıkıntıyı gözden geçirme ve kendini kaydetme: Bu davranışı tersine
çevirme programın başlangıcında, hasta saçlarını yolmasına sebep olan
değişik bir liste hazırlar ve bunu terapisti ile tartışır. Bu, tedavi
için motivasyonu ve saç yolma eylemi azaldığında "pozitif feed back"
için hatırlanacak kısımları arttırır.
Tedavi sürecinde, hasta her saç yolmasını ve saçını yolmak için duyduğu
her güçlü zorlantıyı bir karta not eder. Bu kart aynı zamanda saç yolma
dönemiyle ilgili riskli emosyonları(anksiyete, kızgınlık, rahatsızlık,
can sıkıntısı gibi) da içerir. Şiddet; 1(neredeyse yok) ile 10(çok şiddetli
ve karşı koymanın imkansız olduğu) arasında derecelendirme ile bir kolona
yazılır. Hastalardan yolunmuş saçlarını saklamaları istenir. Böylece tedavinin
her aşamasında gözleyebildikleri düzgün bir grafik oluştururlar. Kendini
kaydetme, saç yolma eyleminin daha çok farkına varılmasını sağlar ve ayrıca
meydana gelen ilerleme için bir teşvik de oluşturur.
2) Farkında olma alıştırmaları: Hastalardan saç yolma eylemini bir aynanın
karşısında yerine getirmesi ve karışık özel hareketleri incelemesi istenir.
Bunları izlerken hastalar bilinçli bir aktivite olmayan saç yolmanın daha
fazla farkına varmaya dikkatini vererek, yapılan hareketleri, yüksek sesle
tanımlamaya teşvik edilir.
Burada hastalar, saç düzeltme, kıvırma, bükme veya yüze sürtme gibi saç
yolma davranışının başlatıcılarını dikkatle gözler ve bunları kaydeder.
Bu, saç yolma için yüksek risk taşıyan davranışların farkında olmayı arttıracaktır.
3) Karşıt tepki kurma alıştırmaları: Terapist ile birlikte hasta, saç
yolmanın oluştuğu durumlarda olmayı planlar ve sonra örneğin 1-3 dk. için
yumruğunu sıkmak gibi göze çarpmayan alternatif bir davranışı prova eder.
Rakip tepki, hastaların istenmeyen saç yolmaya karşı koyabilme gücünü
ve farkındalığını arttırmak için oluşturulmalıdır. Bazı hastalar, lastik
silgi veya cam macunu ezmek şeklinde etkili alternatif davranışlar bulmaktadırlar.
4) Olumlu dikkat(over correction): Her saç yolma girişiminden sonra, hasta
saç tarama, saç fırçalama veya göz makyajını yineleme gibi olumlu saç
bakım davranışlarını yapmaya ihtiyaç duyurulur. Bu pratik, saç yolmaya
neden olan durumlar zincirini kırmada bir adım öne götürür.
5) İlerlemenin gösterilmesi: Bu adımda, hasta öncelikle sakınması gereken
yüksek riskli durumları araştırır. Bu adım, üstüne gitme adımı olarak
adlandırılır. Çünkü bu adımda saç yolma dürtüsü sürekli hastanın gözünün
önüne konur. Hasta kendi kendine bu davranışın üstüne başarılı bir şekilde
gittiğinde ve saçını yolmaya karşı koyduğunda, bu olumlu desteği kavrar.
6) Destekleyici arkadaş ve aile üyeleri: Bize dikkat eden etrafımızdakilerden
destek ve cesaret olmadıkça, bir davranışı değiştirmek sıklıkla zor olur.
Eğer mümkünse destekleyici bir birey, en azından, bu tedavi programında
hastanın bazı sorunlarını, eksiklerini bulup çözümleme, destek olma tedavi
tekniklerine yardımcı olmak ve tedavinin sürdürülmesi gerektiğini hatırlatmak
için, bulunmalıdır. Kendine yardım ve destek grupları çok yardımcı olabilir.
7)Gevşeme alıştırmaları: Çoğu hasta, saç yolma davranışında bulunurken,
anksiyete ve sinirlilik yaşar. Hastalara rahatlamaları için postural denge,
derin ve düzenli nefes alma egzersizleri ve kaslarını sıkıp ardından gevşetme
teknikleri öğretilir. Rahatlama alıştırmaları bir davranış terapistinden
ve rahatlama kasetlerinden öğrenilebilir.
Davranış terapisinden sonra, bazı hastalar hayatlarının geri kalan kısmını
sorunsuz geçirirken, bazıları zaman zaman yeni ataklar geçirirler. En
gerçekçi beklenti semptomların hem şiddetinde hem sıklığında azalma olacağıdır.
Başarılı bir davranış terapisi sıkı ve tutarlı bir çalışmayı gerektirir.
Nasıl ki penisilin bakteriyel pnömoni ile uygun bir şekilde savaşmak için
veriliyorsa, davranış terapisi de etkili bir TRK. tedavisi için yapılmalıdır
Davranışı tersine çevirme terapisi için, terapist ile beraber alınan 10
ders yeterli olabilir. Buna rağmen iyileşme bazen ilk dersten sonra çıkar.
Gerçek yararlar bir kaç seanstan önce çıkmaz. Eğer düzelme 5 veya 6 dersten
sonra olmuyorsa tedavi programı gözden geçirilmelidir.
Davranış tedavisinin seans süresi belli değildir, kişiye bağlı olarak
toplantıların sıklığı ve sayısı değişir. Genelde en azından bir ev ödevi
toplantısının başlangıçta bir saat olması önerilir.
Davranış terapisinin çok az da olsa yan etkileri vardır. Ara sıra hastalar
terapinin erken dönemlerinde geçici anksiyete duyarlar, çok hareketli
rüyalar, seyrek de olsa kabus görürler. Kalp hastası, ülserli veya diğer
tıbbi hastalıkları olan hastalarda davranış terapisiyle beraber bu hastalıkların
belirtilerinde derece derece görülen bir artma olur.
Birçok kronik saç yolucu, bu hareketlerini sürekli olarak durdurabileceğine
dair ümidini kaybetmiştir, bu sebeble iyileşmeden sonraki bir relapsta
hastanın eski durumuna katastrofik bir şekilde gerilediği gözlenir.
Bir çok davranış terapisti için yanılmalar tedavinin önemli bir bölümünde
görülür. Yanılmalar yüksek riskli durumları aydınlatmak, değişecek davranış
durumlarının daha fazla farkında olmak için kullanılabilir. Kendini saç
yolmadan tamamı ile sakınamayan hastalar saç yolmayı, daha uzun süreli
iyileşme periyotları için biraz ertelemeye ihtiyaç duyarlar. Bu, onların,
saç yolmadan önceki sıkıntı düzeylerini kabullenmelerini öğretmek şeklinde
yardım eder. Ayrıca hastalar saçlarını yolmadıklarında sıkıntı hislerinin
azalıp kaybolduğunu söylerler.
"Ailenin ve arkadaşların davranış terapisindeki rolü nedir"
diye bir soru soracak olursak şunları söyleyebiliriz:
TRK, aile ve arkadaşlar için de zordur. Hastanın saçını yolmasını sonlandırmasında,
yakınları durmadan ilgi göstererek yardım etmelidir. Bu kişiler yanlış
olarak hastanın stres içinde bulunmasını eleştirerek ve suçlayıcı olarak
sorunu daha da ağırlaştırabilirler ve acı çeken hastadan bilinçli veya
bilinçsiz olarak kaçabilirler.
Aileler ve hastanın arkadaşları, saç yolmanın bazı dönemler iyileşip bazı
zamanlar daha kötüleşebileceğini anlamalıdırlar(özellikle stresli dönemlerde).
Bu kişiler zorlu dönemler boyunca, hastadan desteklerini esirgememeli,
hastayı cesaretlendirmeli, küçük iyileşmelerde hastayı övmelidirler. Ailenin
ve arkadaşların düzenlenen tedavi planına, hastanın çok sıkı bir şekilde
uyması için hastayı sıkmaları yanlıştır. Özellikle de aile baskısına karşı
isyan eden ve başkaldıran ergenlerde bu durum önemlidir. Anne ve babalar
saç yolma davranışı gerçekten kötüleştiğinde çocukların tedavileri için
karmaşık girişimler de bulunabilirler. Böyle durumlarda, ılımlı davranmak
faydalı olacaktır. Eğer eğitim ve destek gruplarının toplantıları varsa
aileler ve arkadaşlar TRK hakkında daha fazla bilgi edinmek için bunlara
katılabilirler ve iyileşmede nasıl bir rolleri olacağını öğrenebilirler.
Eğer hasta davranış terapisine başlamışşa ailesi ve arkadaşları bir iki
toplantıya katılarak, tedaviyi ve nasıl yardımcı olacaklarını daha iyi
anlayabilirler.
İlaç Tedavisi
Tıbbi tedavilerin bir farkı, TRK'yı tedavi etmede farklı başarı dereceleri
ile kullanılmalarıdır. İyileşme çarpıcı olabilir ve saç yolma için duyulan
dürtü yavaş yavaş ortadan kalkar. Daha sıklıkla, kısmi iyileşme ortaya
çıkar ve tıbbi tedavilerin etkisiz kaldığı zamanlar da vardır. Tedavi
devam ettirilmediğinde saç yolma yeniden ortaya çıkar(özellikle de davranış
terapisiyle kombine edilmediği durumlarda). Ayrıca tedavinin erken dönemlerinde
görülen tam iyileşme tıbbi tedavi sürmesine rağmen gücünü yitirebilir.
Diğer kronik hastalıklar gibi TRK yıllarca sürebilir ve tıbbi tedavi ile
birlikte uzun süreli bir tedavi gerekli olabilir.
İlk başlarda FDA tarafından onaylanmış herhangi bir tedavi yoktu. Bu,
doktorların eczanelerde diğer endikasyonlar için bulunan ilaçları kullanmamaları
anlamına gelmiyordu. Bunlardan en umut verenler antidepresanlardır. Bunlar,
klomipramin, fluoksetin, paroxetin, ve özellikle sertralini içermektedir.
Sertralinin, trikotilomani tedavisinde son derece önemli bir yeri olduğunu
kendi klinik deneylerimizden oldukça yakından biliyoruz. Yukarıda sayılan
ilaçların OKB tedavisinde, en etkin ilaçlar olduğunu biliyoruz. Antidepresiflerin
dışındaki ilaçların etkileri, çok belirlenmemiştir. Lityumun yararlı olduğunu
bildiren çalışmalar vardır, fakat çok az hastada kullanılmıştır. Lityumun
gözle görülen başarısı mizaç ve dürtüselliği stabilize edici etkisine
bağlı olabilir. Diğer ilaçların yararlı olabileceğine dair, çok da bilimsel
olmayan bazı araştırmalar yapılmıştır. Bunlar; nöroleptikler(haloperidol
gibi) ve buspiron gibi ilaçları içermektedir.
İlaçların dozlarına bakacak olursak. Örneğin klomipramin, yatmadan önce
tek doz alınabilir veya doz bölünebilir. 25mg/gün şeklinde başlanır ve
cevaba bağlı olarak tedrici olarak arttırılır, 250 mg/gün tolere edilen
maksimum dozdur. Fluoksetin 20 mg tek doz olarak ve hastaların %10-15
inde oluşan uykusuzluk riskini azaltmak için sabah alınır. Pek çok hasta
bu doza yanıt verir. Böylece doz artımı pek fazla düşünülmez. Eğer yanıt
yoksa ve yan etkilerden hasta rahatsızlık duymuyorsa, doktor her hafta
20 mg doz arttırarak maksimum 60-80 mg/g çıkabilir. Paroksetin için başlangıç
ve maksimum günlük doz 20 ve 50mg, sertralin için 50-200mg dır.
Reçete edilen ilaçları, düzenli olarak alma önemlidir. Hastalar ilaç almayı
unutabilirler. Belirtilenden daha az dozda ilaç almak etkinliği azaltır,
fazla doz almak ise bilindiği gibi yan etkileri arttırır.
Çoğu hasta ilaçları, öğünlerle beraber almayı tercih eder. Bu ilaçların
alınmasını hatırlatmaya yardımcı olmaz. Fakat boş mideye alındığında ortaya
çıkabilecek mide bulantısını azaltabilir. Çok gerekli olmamakla beraber
anti-TRK ilaçları, yiyeceklerle beraber alınmalıdır.
|