ALZHEIMER NEDİR?
"Alzheimer Hastalığı" başlangıç yaşından bağımsız olarak gelişen
beyindeki bazı değişiklikler ile karakterize sonu bunamaya varan bir rahatsızlığı
tanımlamak için kullanılan terimdir. Alzheimer hastalığı yaşlanmanın normal
bir kısmı değildir, yaşamın ileri döneminde engellenemez bir şekilde gelişen
bir olay değildir. Sonunda akılsal ve fiziksel işlevlerin kaybı ile seyreden,
bunamaya yol açan bir grup beyin hastalığı ailesindendir. Rahatsızlık
yaşlı Am.erikalıların küçük fakat önemli bir yüzdesini etkilemektedir.
Alzheimer hastalarının çok ufak bir azınlığı 50 yaşın altındadır çoğu
65 yaşın üzerindedir.
Alzheimer hastalığının yaşlılık dışında görülmesi istisnadır. Yaşlıların
yalnızca %5-6'sı Alzheimer hastalığından yada ilgili bir bunamadan etkilenmiştir.
Ancak bu yaklaşık olarak 3-4 milyon Amerikalının bu sakat bırakan hastalıktan
etkilenmiş olması anlamına gelmektedir. Araştırmalar 65-74 yaş arasındaki
toplumun %1'de ağır bunama görüldüğünü, 75-84 yaş arasındaki grupta bu
yüzdenin %7'ye, 85 yaş ve üzerinde ise %25'e ulaştığını göstermektedir.
ABD'deki bakım evlerinde bulunan bireylerin en az yarısında Alzheimer
hastalığı ya da ilgili bir rahatsızlık görülmektedir. 1985 yılında Alzheimer
hastalığı ve ilgili demansı olan bireylerin enstitülerde ve toplum ortamındaki
bakımının yıllık masrafı 24-48 milyar dolar olarak tahmin edilmektedir
ki bu miktar bugün muhtemelen daha yüksektir. Toplumumuz yaşlandıkça ve
Alzheimer hastalarının sayısı arttıkça bakım masrafı da artacaktır.
Alzheimer hastalığının tedavi edilememesine ya da geri dönüşü mümkün olmamasına
rağmen ailelere yardımcı olmak, semptomları ve zararı azaltmak mümkündür.
Bu hastalığa yakalanmış olan herkesin bir bakım evine yatırılması gerekmez.
Özellikle hastalığın erken dönemindeki binlerce hasta toplum ortamına
aileleri tarafından bakılmaktadır. Gerçekten de ailenin eğimi ve aileye
destek olan hizmet kurumları tedavi planının en önemli yönlerinden biridir.
Bir hastanın ne zaman bakım evine yatırılacağı ya da hiç yatırılıp yatırılmayacağı
aile tarafından dikkatle değerlelndirilmesi gereken bir karardır.
KİMLER ALZHEIMER'A YAKALANIR?
Alzheimer hastalığındaki başlıca risk faktörü ilerlemiş yaştır. Hastalığın
sıklığı ilerleyen yaş ile belirgin olarak artış gösterir. 85 yaşın üzerindeki
kişilerin %25'I Alzheimer ya da ağır bunamadan yakınmaktadır.
Bazı araştırmacılar Alzheimer hastalığının ailevi bir tipini tanımlayarak
bazı vakalarda genetik özelliklerin rol oynayabileceğini öne sürmüşlerdir.
Hastalığın göreceli olarak erken yaşlarda başladığı (50 yaşından önce
başlayan) ailelerin küçük bir alt grubunda 21. Kromozomdaki bir genetik
işaretin bulunmasıyla genetik bir temel tanımlanmıştır. Bazı bulgular
hastalığın sıklıkla daha geç yaşlarda görüldüğü ailelerde kromozon 19'a
dikkat çekmektedir.
Aynı zamanda veriler hastalıktan etkilenmiş bir bireyin yakın akrabasında
(kardeş, çocuk ya da ebeveyn gibi) Alzheimer hastalığının gelişme riskinin
düşük olduğunu göstermektedir. Çoğu vakada böyle bir bireyin karşılaştığı
risk, has talığa yakalanma riskinin %1'in altında olduğu toplulmdaki herhangi
bir bireye kıyasla hafifçe artmıştüır. Pekçok rahatsızlığın hiçbir zaman
ortaya çıkmayan genetik bir potansiyeli olduğu yani bir hastalığa yakalanma
riskinin varlığına rağmen bireyde hayatı boyunca hastalığın hiçbir belirtisinin
gelişmeyebileceğide unutulmamalıdır.
ALZHEIMER HASTALIĞINA YAKALANAN BİRİNDE NELER BEKLENMELİDİR?
Mary Ellen'in arkadaşları Mary'nin mükemmel bir anne, eş, arkadaş ve evsahibi
olduğunu düşünüyorlardı. Yazar olan eşi George yazılarının düzeltilmesinde
ve programının idaresinde Mary'e güveniyordu. Mary'nin yakın arkadaşlarının
isimlerini, çocuklarının doğum günlerini ya da yoğun hayatının detaylarını
hatırlayamadığını ilk fark eden de o oldu. Sosyal olaylarda Mray bir kenarda
otururken bir şey sorulduğunda nazikçe fakat net olmayan bir şekilde cevaplarken
görülüyordu ancak hiçbir zaman anlamlı bir konuşmaya katılmıyordu. Artık
30 yıl boyunca yaptığı gibi alışverişe ç ıkamıyor ya da faturaları ödeyemiyordu.
Geroge şaşkındı ve bunca yıllık hayat arkadaşına ne olduğunu anlayamıyordu.
Genellikle alzheimer hastalığının başlangıcı çok yavaş ve kademelidir,
65 yaşından evvel görülmesi ise nadir bir olaydır. Ancak zaman geçtikçe
giderek ciddeleşen bir yol çizer. Tipik olarak gelişen belirtilerden hiçbiri
Alzheimer hastalığına özgü değildir. Bundan dolayı şüpheli değişikliklere
uygunsuz ya da dikkatsiz şekilde Alzheimer damgası vurulmadan önce ayrıntılı
olarak değerlendirilmesi şarttır.
Hafazıya ait problemler (özellikle yakın zamanı ya da kısa süreli hafızayı
ilgilendiren) sıktır. Örneğin birey pek çok defa ütüyü kapatmayı unutabilir
ya da sabah alınması gereken ilaçları almayı unutabilir. Hastalığın başlangıcında
eskisi kadar atak olmama, kayıtsızlık hali ve toplumsal ilişkilreden çekilmek
gibi hafif kişilik değişiklikleri gelişebilir. Hastalık ilerledikçe soyut
düşünmesi ya da entellektüel işlevlerle ilgili problemler başlar. Kişi
faturalar ile uğraşırken hesap yapmada okunan şeyi anlamada ya da günülk
işlerini planlamada zorluk çekmeye başlayabilir.
Bu noktada davranış ve görünüm ile ilgili heyecanlama, çabuk sinirlenme,
kavgacılık ve azalan bir uygun giyinme yeteneği gibi daha ileri bozukluklar
görülebilir. Hastalığın daha sonraki dönemlerinde hastalıktan etkilenmiş
bireyler içinde bulunldukları yılı ya da ayı şaşırabilirler.
Yaşadıkları yeri tam olarak tarif edemeyebilirler ya da ziyaret edilen
bir yeri doğru olarak söyleyemeyebilirler. Sonunda bir sohbeti sürdüremez.
İşbirliği kurulamaz hale gelip, dikkatsiz görünebilirler ve değişken ruh
hali sergileyebilirler, mesane ve barsak kontrolları bozulabilir ve hastalığın
son noktasında tamamıyla bakıma muhtaç hale gelebilirler. Ölüm muhtemelen
bir zatürre ya da ileri derecede bozulmuş sağlık durumunda karşılaşabilinen
herhangi bir probleme bağlı olarak görülür. Hastalığın fark edilmesinden
ölüme kadar geçen süre ortalama 6-8 sene civarınldadır ancak bu süre 2
yıldan 20 yıla kadar değişebilir. Hastalığa hayatlarının ileri döneminde
yakalanan kişiler Alzheimer hastalığın en son ve en ciddi dönemine ulaşmadan
kalp hastalığı gibi herhangi bir hastalıktan ölebilirler.
Yukarda bahsedilmiş olan değişikliklerin Alzheimer hastalığının genel
belirti çeşitliliğini yansıtmasına rağmen özgün problemlerle birlikte
kötüye gidişin ağırlığı ve hızı kişiden kişiye çok değişiklik göstermektedir.
Gerçekten de Alzheimer hastalığı olan pek çok kimse hastalığın oldukça
ileri dönemlerine kadar bir ölçüde işlevlerini sürdürebilir ve evinde
yaşamaya devam edebilir. Dahası, hastalığın gidişinin çok büyük bir kısmında
bireylerin sevgilerini gösterme ve sevgi görme, sıcak insan ilişkilerini
paylaşabilme, aile ve arkadaşları ile çeşitli anlamlı etkinliklere kmatılabilme
kapasiteleri devam eder.
Alzheimer hastalığı olan biri matematikte başarısız olabilir ancak aylar
ve yıllar boyu dergi okumaktan keyif almaya devam edecektir.Artan yanlışlar
nedeniyle plana çalmak çok sıkıntı verici olabilir ama diğerleriyle beraber
şarkı söyleyerek tatminkar olacaktır. Satranç tahtasını kaldırmak gerekebilir
ama hâlâ tenis oynamak mümkün olacaktır. Böylece Alzheimer hastasının
ve ailesinin hayatlarındaki pekçok yorucu ve sıkıntı verici ona rağmen
olumlu etkileşimler için olasılıklar bulunmaktadır. Hastalığı ile mümkün
olduğu kadar iyi bir şekilde başa çıkmaya çalışan Alzheimer hastasına
yardım etmek için çalışan kişi zorlanma, yakınlık, öfke, sıcaklık, üzüntü
ve tatmin duygularının hepsini yaşayabilecektir.
Bireyin hastalığa karşı tepkisi, başa çıkma kapasitesi de değişkendir
ve hayat boyu oturmuş olan kişilik özelliklerine ve o anki çevresinde
karşılaştığı stresin tipi ve derecesine bağlıdır. Depresyon, ağır huzursuzluk,
paranoya ya da kuruntular hastalığa eşlik edebilir ya da hastalıktan kaynaklanabilirler
ama uygun tedavi ile sıklıkla hafifletilebsilir.Alzheimer hastalığına
karşı bir tedavi olmamasına rağmen pekçok belirtiyi hafifletilebilir.
Alzheimer hastalığına karşı bir tedavi olmamasına rağmen pek çok belirtiyi
hafifletebilecek tedavi yöntemleri bulunmaktadır.
ALZHEIMER HASTALIĞININ TANISI
Anormal Beyin Dokusu Bulguları
1- 1- Plaklar ve Yumaklar
Alois Alzheimer'ın 1906'da ilk bildirdiği zamandan beri Alzheimer hastalığında
mikroskobik beyin dokusu değişiklikleri olduğu bilinmektedir. Başlıca
görülen değişiklik senil plaklar ya da nöritik plaklar (Dejenere olmuş
sinir hücresi ve amyloid adındaki bir proteinden oluşmuş kimyasal birikim)
ve nörofibriller yumaklardır (Sinir hücresi içindeki malformasyonlar).
Her yaştan Alzheimer hastalarının beyinlerinde yapılan otopsi incelemelerinde
bu bulgular görülmektedir.
Alzheimer hastalığı olan kişilerin beyinlerinlde bulunan plakların kısmen
normalde beynin temel bileşenlerinden biri olan amyloid öncül protein
(APP) adındaki protein moleküllerinden oluştuğu görülmektedir. Plaklar,
APP'nin özel bir noktadan bir enzim tarafnıdan koparılması ve oluşan beta
amyloid adındaki parçalraın beyin dokusunda kalıp burada bu parçaların
birlneşip anormal birikintiler haline gelmeleriyle oluşmaktadır. Nörofibriller
yumakların nasıl olduğu kesin olarak belirlenememiştir.
Alzheimer hastalığı üzerine yapılan araştırmalar ilerledikçe bilimadamları
hastalıkla ilişkisi olan diğer bazı anormal anatomik ve kimyasal değişimler
tanımlamaktalar. Beyinldeki Meynert'in bazal çekirdeğindeki sinir hücresi
dejenerasyonu ve Alzheimer hastalığı kurbanlarının beyinlerindeki asetilkolin
adlı nörotransm.itterin düzeyindeki azalma bu değişikliklere dahildir.
Pratik yaklaşımda ise otopside görülen klasik plak ve yumaklar alzheimer
hastalığı tanısı için yeterli olmaktadır. Gerçekten de halen ancak Alzheimer
hastalığı olduğu düşünülen bir kişiden alınan beyin dokusunun incelenmesi
ile rahatsızlığın kesin tanısı mümkündür.
2- 2- Beyin İncelemeleri
Bilgisayarlı Tomografi (BT) ile görülen değişiklikler hastalık ilerledikçe
belirginleşir, hastalığın erken döneminde şart değildir. Bundan dolayı,
hastalığın ilk dönemlerinde yapılan bir BT incelemesi tek başına Alzheimer
hastalığının kesin tanısını koymak amacıyla kullanılamaz. Alzheimer hastalığını
taklit eden, bir kısmı geri dönüşümlü olan rahatsızlıkların olup olmadığının
kararını vermeden değerli bir yöntemdir. Bu değişikliklerin başlıcaları
genişlemiş sulkusları (doku girintileri) olan atrofiye olmuş (büzülmüş)
bir beyin ve genişlemiş serebral ventriküllerdir (sıvı dolu odacıklar).
Pekçok yeni metod araştırmacılara beyin hakkında daha fazla şey öğrenme
imkanı tanımaktadır. Pozitron Emisyon Tomografisi de (PET) SPECT (Tek
foton emisyon kompüterize tomografisi) de bölgesel beyin kan akımını metabolik
aktiviteyi, özgün reseptörlerin dağılımını haritalayabildiği gibi kan-beyin
bariyerinin bütünlüğü hakkında da fikir verebilmektedir. Bu işlemler Alzheimer
hastalığına has anomalileri ortaya koyabsilir. Diğer bir metod olan Manyetik
Rezonans Görüntüleme (MRI) beyni, atomların manyetik özellikleriyle bir
dış manyetik alan arasındaki etkileşimleri inceleyerek değerlendirir.
MRI hem yapısal hem de kimyasal bilgi sağlar ve akan kan ile durağan beyin
dokusunu ayırdedebilir.
ALZHEIMER HASTALIĞININ KLİNİK ÖZELLİKLERİ
Alzheimer hastalığının klinik özellikleri doku değişikliklerine kıyasla
üç kat fazladır:
1- 1- Buna: Hafıza kapasitesi gibi entellektüel yeteneklerin sosyal ya
da mesleki işlevlere engel olacak derecede kaybı.
2- 2- Belirtilerin Sinsi Başlangıcı: Zamanla kötüye gidiş gösteren ilerleyici
ve geri dönüşsüz süreç.
Hastalık öyküsü, fizik muayene, laboratuar testleri ve psikometrik incelemeler
ile bunamanın (demans) diğer tüm nedenlerinin elenmesi.
ELEME YÖNTEMİ İLE TANI
Bu kriterlere dayanılarak Alzheimer hastalığının klinik tanısı eleme yöntemi
ile konulan bir tanı olarak değerlendirilir. Ancak zamanla görülen klinik
olarak kötüye gidişle konulan bir tanıdır. Alzheimer hastalığına gözü
bir klinik test ya da bulgu yoktur. Bundan dolayı benzer (belirtiler)
semptomlar oluşturabilen tüm rahatsızlıklar sistemik olarak elenmelidir.
Bu, Alzheimer hastalığı şüphesi olan bireylerin hem kendileri hem de aileleri
için tanı sürecinin neden bu denli usandırıcı olduğunu açıklayabilir;
Alzheimer hastalığı tanısının konulduğu yerine ancak diğer muhtemel tanıların
elendiği, Alzheimer hastalığının bu eleme yöntemi ile en muhtemel olası
tanı olarak kaldığı söylenebilmektedir.
Bazı bilimadamları biyokimyasal araştırmalardan kaynaklanacak sonuçların
Alzheimer hastalığı açısından değerlenldirilen bazı hastalarda tanı amaçlı
olarak kullanılabilecek bir işaretin varlığını düşündürmektedir. Örneğin
araştırmacılar Alzheimer hastalırnad gerçekleştirilen beyin otopsilerinde
"Alzheimer Hastalığı ile İlgili Protein (ADAP)" olarak adlandırılan
bir protein keşfetmişlerdir. Yalnızca alzheimer hastalarında varmış gibi
gözüken bu protein başlıca beynin ön ve yan kısımlarını kaplayan beyin
kabuğunda (korteks) yoğunlaşmıştır ki bu bölgeler hafıza işlevinden sorumlu
bölgelerdir. Araştırmalar ADAP'ın yalnızca beyinde değil, beyin-om.urilik
sıvısında da bulunduğunu göstermiştir. Eğer proteinin beyin-omurilik sıvısında
ya da potansiyel olaak kanda dolaştığını gösterebilen bir test yöntemi
geliştirilebilirse bu tanı yönteminin canlı hastalarda kullanılması mümkün
olabilir. Pek çok bilimadamı birgün rahatsızlığı olan canlı bireylerde
hatta kişilik değişikliklerinin belirgin olmadığı hastalığın erken dönemlerinde
hastalığı tanımamızı sağlayacak diğer testlerin ya da süreçlerin geliştirilmesine
çalışmaktadır. Halen elimizde Alzheimer hastalığı için güvenilir ve özgün
bir marker (işaret) bulunmamaktadır.
Alzheimer hastalığı yaşlı erişkinlerde görülen zihinsel işlevle ilgili
rahatsızlıklardan en sık yanlış tanı konulanıdır. Problem kısmen daha
evvel de değinilmiş olan Alzheimer hastalığını taklit eden belirtileri
olan pek çok diğer rahatsızlıktan kaynaklanmaktadır. En önemli fark bu
rahatsızlıkların Alzheimer hastalığının aksine durdurulabilir, uygun tedavi
ile geri döndürülebilir olmasıdır. Öncelikle bu hastalıklar Alzheimer
hastalığı ya da yaşlılık olarak bir köşeye atılmayıp tanınabilmelidir.
Beyni etkileyen ve entellektüel, davranışsal ve psikolojik işlev bozukluğuna
yol açan rahatsızlıklar "organik akıl bozuklukları" olarak adlandırılır.
Bu rahatsızlıklar geniş bir hastalık grubunu temsil eder ve Alzheimer
hastalığını kapsarlar. Alzheimer hastalığı gibi klinik sorunlar yaratabilen
ama uygun tanı ve tedavi ile geri dönüşümlü ya da kontrolü mümkün olan
organik Akıl Bozuklukları aşağıda yer almaktadır:
İlaçlara Bağlı Yan Etkiler: İlaçlara karşı beklenmedik reaksiyon, çok
fazla ya da çok az verilmiş reçeteli ilaçlar, birlikte alındıkları zaman
kötü yan etkileri olan ilaçların birlikte alınması.
Madde Kötü Kullanımı: Yasal ya da yasal olmayan ilaçların kötüye kullanımı,
alkol kötüye kullanımı.
Metabolik Bozukluklar: Tiroid ile ilgili problemler, besleme bozuklukları,
kansızlık vb.
Dolaşım Bozuklukları: Kalp rahatsızlıkları, inme vb.
Nörolojik Rahatsızlıklar: Normal basınçlı hidrosefali, multipl sklero
vb.
İnfeksiyonlar: Özellikle beynin viral ya da mantarlara bağlı infeksiyonları.
Trauma: Kafa yaralanmaları
Toksik Faktörler: Karbonmonoksid, metil alkol vb.
Tümörler: Kafatası içinde yer alan herhangi bir tümör tipi (beyin kökenli
ya da beyine metastaz yapmış-sıçranmış olabilir).
Bu çeşitli nedenlerden kaynaklanan organik akıl bozukluklarına ek olarak
diğer zihinsel işlev bozuklukları ya da zihinsel sağlık sorunları Alzheimer
hastalığı ile karıştırılabilir. Örneğin depresyonun ağır tipleri başalngıçta
alzheimer hastalığından ayırdedilemeyen hafıza ve konsantrasyon ile ilgili
roblemler yaratabilir. Bazen "yalancı bunama" olarak adlandırılan
bu durum geri dönüşümlü olabilir. Diğer psikiyatrik sorunlar da Alzheimer
hastalığı gibi görünebilir ve aynen depresyon gibi tedaviye cevap verir.
Tabii ki yaşlılıkta görülen bütün hafıza ile ilgili değişiklik ya da şikayetler
Alzheimer hastalığına ya da akıl hastalığına işaret etmez. Pek çok hafıza
değişikliği, konsantrasyon güçlüğü yaratan bir stres durumunda ya da mahrumiyet
durumunda olduğu gibi geçicidir. Gerçekten de yaşlılar sıklıkla aslılnda
var olmayan hafıza değişiklikleri nedeniyle hem toplum tarafından suçlanırlar
hem de kendi kendilerini suçlarlar. Eğer otuzlu yaşlardaki bir kişi anahtarlarını
ya da cüzdanını yanlnış yere koyarsa, komşusunun ismini unutur ya da çocuklarının
ismini karıştırırsa kimse bu durumla ilgilenmez. Ancak benzeri bir unutkanlık
yetmişli yaşlardaki kmiselerde haksız bir endişeye yol açacaktır. Diğer
yandan, ciddî hafıza sorunları yaşlanmanın engellenemez ve normal bir
parçası olarak bir kenara atılmamalıdır. İleri yaşta zekâ ile ilgili yapılan
çalışmalar, yaşam boyu entellektüel olarak aktif kalan sağlıklı insanların
hayat boyu keskin bir zekaya sahip olduklarını gösterdiği için yaşlı erişkinlerde
dikkat çeken bir gerileme halinde altta yatan problemin keşfedilebilmesi
için klinik açıdan ele alınması gereklidir.
KAPSAMLI BİR KLİNİK DEĞERLENDİRMENİN ÖNEMİ
Alzheimer ile karıştırılabilen pekçok diğer rahatsızlık nedeniyle Alzheimer
gibi görünen belirtilerin doğru tanı alabilmesi için kapsamlı bir klinik
değerlendirme şarttır. Böyle bir değerlendirmenin en azından 3 ana bileşeni
kapsaması gerekir:
1- 1- Ayrıntılı genel bir tıbbî yaklaşım
2- 2- Nörolojik muayene
3- 3- Psikolojik ya da psikometrik testleri içerebilen bir psikiyatrik
değerlendirme. Gerekli muayenelerin nerede yapılabileceği konusunda ile
hekimine danışılması mümkündür.
George, Mary Ellen'I aile hekimlerini görmeye ikna etmeye çalışmasına
rağmen Mary reddettzi. En sonunda George her ikisinin de kan basınçlarını
kontrol etmek amacıyla gitmeleri gerektiğini iddia etti. Doktor, Mary
Ellen'in kişiliğindeki kötüye gidiş karşısında çok şaşırmıştı ve onun
için tam bir fizik muayene planladı. BT incelemesinin de dahil olduğu
bir nörolojik muayene için nörolog ile randevulaştı. Aynı yerde çalışan
bir psikiyatrist de psikiyatrik değerlendirmeyi yürüttü. George, Mary
Ellen'in hastalık hikayesi hakkında pek çok detay vererek onlara yardımcı
oldu. Bunun sonunda geçici bir Alzheimer tanısı konuldu ve 6 ay sonra
ileri tetkik için tekrar gelmeleri gerektiği anlatıldı. George hâlâ Mary
Ellen'in durumunun geçici olduğunu düşünüyordu ve kimseye endişelerinden
ve durumundan bahsetmedi.
Kızları aradığında annelerinin neden telefona cevap veremediği hakkında
hep bahaneler uydurdu. Mary Ellen'in artık yapamadığı ev işleri çok fazla
vaktini aldığı için yazmayı da ihmal etmeye başladı.
ALZHEIMER HASTALIĞININ NEDENİNİ BULMA ÇABASI :
Alzheimer hastalığı modern tıbbın büyük gizemlerinlden biri, nedeni hakkında
gittikçe artan pek çok ipucu olmasına rağmen hâlâ cevaplanamamış bir hastalık
olarak karşımıza çıkmaktadır. Nedenini bulmaya yönelik arayış bir dedektiflik
hikâyesi havası taşım.aktadır. Alzheimer hastalığının kaynağı hakkında
hiçbir teorinin sırrı çözememesine rağmen her bir teori daha fazla araştırılması
gerektiğini gösteren ilginç sonuçlar ortaya koymuştur. Bu teorileri incelemek
yalnızca Alzheimer hastalığı hakkında bugün ne düşünüldüğünü anlamak açısından
değil aynı zamanda hangi popüler fikirlerin doğru olmadığının anlaşıldığını
öğrenmek açısından da önemlidir. Alzheimer hastalığının nedeni hakkında
en azından beş önemli teori bulunmaktadır:
1- 1- Kimyasal Teori (Eksiklikler ve Toksik Fazlalıklar)
A. A. Büyüme Faktöründeki Biyokimyasal Değişimler
Sinir sistemini etkilemesi muhtemel olan ve Alzheimer'da beyin hücrelerinin
ölümüne ya da işlev bozukluğuna neden olabileceği düşünülen doğal olarak
bulunan maddelerin incelenmesi bugün pek çok çalışmaya konu olmaktadır.
Alzheimer hastalarındaki sinir hücresi ölümünün bir nedeni büyümeyi başlatan
beyin hücrelerinin işlevinin devamlılığını sağlayan, büyümeyi arttıran
faktörlerdeki bir azalmaya ya da beyin hücreleri için toksik olan faktörlerdeki
spontan artışa bağlı olabilir.
Bu anlamda ilgi alanımız içine giren doğal olarak bulunan maddelerden
biri sinir büyüme faktörüdür (NGF). Aşlı sıçanlarda yapılan deneyler göstermiştir
ki özgün sinir büyüme faktörleri hippocampus'ta yeni sinaps bağlantıları
oluşumunu uyarabilir ve bunun sonucunda hafıza kaybını kısmen geriye çevirebilir.
NGF kullanımının büyümeyi uyarıcı etkisinin yanında nörotoksik etkisi
olması olasılığına rağmen bilim adamları muhtemelen genetik mühendisliği
ürünü olan hücrelerin transplantasyonu yoluyla NGF'I beyine güvenli bir
şekilde ulaştırmanın yolunu araştırmaktadırlar.
Diğer araştırmalarda beyinde kalsiyum gibi bazı elementlerin metabolizmasına
ait değişikliklerin ya da dengesizliklerin Alzheimer hastalığındaki hücre
dejenerasyonu ve ölümüyle sonuçlanan süreçte roloynayıp oynamadığı araştırılmaktadır.
B. B. Kimyasal Eksiklikler
Beyin hücrelerinin birbirleriyle haberleşmede kullanldığı pekçok yoldan
biri de nörotransmitter adı verilen kimyasal maddeler aracılığı ile olan
yoldur. Alzheimer hastası beyinlerin incelenmesiyle entellektüel işlev
ve davranışı etkilediği düşünülen çeşitli nörotransmitterlerin düzeylerinin
düşük olduğu ortaya çıkarılmıştır. Örneğin Alzheimer hastalığında bir
nörotransmitter olan Asetilkolin seviyelerinin düşük olduğu bulunmşutur.
Bu bulguya beyinde Asetilkolin düzeyini azaltan yan etkilere sahip ilaçların,
geri dönüşümü mümkün olan hafıza sorunlarına yol açtığının gözlemlenmesi
eşlik etmektedir. Bu bulgular hastalarda Asetilkolin'I arttıracak farmakolojik
ajanların kullanıldığı ilaç araştırmalarına yol açmıştır. Bu tedavilerde
tek başına ya da farklı kombinasyonların kullanıldığı lecithin, choline,physostigmine,
deprenyl, tacrine hydrochloride (THA) ve diğerleri kapsanmıştır. Bu deneylerin
sonuçlarını yorumlamak zordur. Bu araştırmaların bir kısmında alzheimer
hastalarının birkaçında devam etmeyen ve kısa bir zaman aralığını içeren
hafif bir iyiye gidiş görülmüştür. Tipik olarak herhangi br iyiye gidiş
bazı dar test değerlerinde değerlendirilebilirken, bireyin ailesi ya da
doktoru için daha önemli olan günlük hayata ait aktivitelere yansımamaktadır.
Yine de Alzheimer hastalığının semptomlarını etkileyen altta yatan fizyolojik
olayı potansiyel olarak etkileyebilmek amacıyla çalışan araştırmacının
heyecanı anlaşılabilir. Şu an çalışılan ilaçlar doğru ilaçlar olmayabilir
ama daha etkin farmakolojik ajanların keşfedilmesine giden yolu gösterebilirler.
Kullanılmış olan ilaçlar arasında en fazla ilgi gören THA olmuştur. Çalışmalar
THA'nın hastanın işlevleri üzerinde hafif pozitif bir etkiye sahip gözüktüğünü
belirtmişlerdir, ancak tecrübeli bir gözlemcinin yaptığı değerlendirme
genelde bir iyiye gidiş olmadığını göstermiştir. Yakın zamanda bu sonuçlar
FDA (Food and Drug Administration)'nın hastaların daha yüksek dozda ilacı
daha uzun süreli kullanacçakları daha ileri çalışmaların yapılmasını tavsiye
etmesine yol açmıştır. FDA araştırılmakta olan yeni ilaç programı içinde
bu çalışmalar için THA'ya erişimin genişlemesini onaylamıştır.
C. C. Toksik Kimyasal Fazlalık
Bazı araştırmacıların Alzheimer hastalığı kurbanlarının beyinlerinde Alüminyum,
civa ya da diğer metallerin düzeylerinde artış bulmalarına rağmen diğer
araştırmacılar böyle bir artış bulamamışlardır. Bazı araştırmacılar Alüminyumun
Alzheimer oluşumunda rol oynayabileceği hipotezini geliştirmelerine rağmen
pek çoğu Alüminyumun rahatsızlığın nedeninden çok sonucu olduğunu düşünmektedir.
Başka bir deyişle, Alüminyumun Alzheimer hastalığındaki beyin değişikliklerine
yol açmasından çok, bu değişikliklere bir cevap olarak Alüminyumun birikiyor
olması daha muhtemeldir. Bu olayı daha iyi anlamayı ve Alüminyumun hastalığın
skebebi mi yoksa sonucu mu, eğer sonucu ise var olan hasara daha fazla
katkıda bulunup bulunmadığını anlamayı amaçlayan araştırmalar devam etmektedir.
2- 2- Genetik Tori
Pekçok hastalığın genetik yönü karmaşıktır. Örneğin bir hastalık bazı
ailelerde normalden fazla görülmesine rağmen yine de genetik olmayabilir.
Aile bireyleri birlikte yaşıyorlarsa aynı çevre ile karşı karşıya kaldıkları
için belirli bir hastalığa yol açan bir çevresel toksin ya da enfeksiyon
ajanı varlığı hainde hepsi artmış bir risk ile karşı karşıyadır. Bir hastalık
kalıtımsal olmayıp doğumsal da olabilir. Doğum öncesi sorunlar kalıtıma
bağlı olmayan gelişim bozukluklarına yol açabilir. Ayrıca bir hastalık
kalıtımsal olabilir ama hastalığa ait diğer bir faktör ile tetiklenmedikçe
latent(gizli) dönemde kalabilir.
Alzheimer hastalıında genetik ilgi bazı ailelerde down Sendromu ve Alzheimer
hastalığı arasındaki belirgin ilişkinin kurulması ile başlamıştır. Down
Sendromu olan hastalarda orta yaşa erişebilmeleri halinde tipik olarak
bunama (demans) başlar ve otopsideki beyin bulguları Alzheimer hastalığınldan
ayırdedilemez niteliktedir. Bu bulguların net olarak anlaşılamamasına
rağmen bu sonuçlar Down Sendromunda etkilenen kromozon olması nedieniyle
Alzheimer hastalığının işaretinin Kromozon 21 üzerinde aranmasına yol
açmıştır.
Alzheimer hastalığının alışılmadık bir sıklıkta görüldüğü bir kaç ailede
kromozom 21 üzerinde bir işaret tarif edilmesine ve diğer ailelerde kromozom
19'un muhtemel ilişkisine rağmen, Alzheimer hastalığındaki genetik ve
kalıtımsal ilişkinin boyutu bugün beilrsizdir. Bu hastalıktan etkilenmiş
olan ve güçlü bir aile hikayesi olmayacak çok sayıda kişi bulunmaktadır
ve bu durum bazı araştırmacıların farklı risk faktörleri ve nedenleri
olan Alzheimer hastalığının farklı alt grupları olabileceğini öne sürmelerine
yol açmıştır.
Milli Akıl Sağlığı Enstitüsü (NIMH) Alzheimer hastalığına, şizofreniye
ve manik depresyona neden olan genlerin yerlerini bulmayan çalışan araştırmaları
desteklemektedir. Üçü Alzheimer'I çalışan on tanı merkezi, bir merkezi
gene bankasına genetik materyal sağlamaktadır. Merkezdeki bilimadamları
özgünlüğü ve güvenilirliği nedeniyle seçilmiş birbirinin eşi kan testlerini
işlemden geçmesi, depolanması, dağıtılması amacıyla kanlarını bankaya
göndermiş olan aile bireylerini seçebilmek amacıyla kullanmaktadırlar.
Katılan ailelerin pek çok üyesinin bu hastalıklardan birinden etkilenmiş
olması gereklidir.
Alzheimer'I Çalışan Merkezler: The Johns Hopkins Univer9sity, Baltimore,
Maryland; Massachusetts General Hospital, Boston, Massachusetts; University
of Alabama, Birmingham, Alabama.
3- 3- Otoimmün Teori
Potansiyel olarak zararlı olan istilacılara karşı koruma görevi olan bağışıklık
sistemi kendi hücrelerine karşı antikor üreterek, kendi dokularına saldırmaya
başlayabilir. Buna otoimmün cevap denir ve beyinde olabilir. Bazı araştırmacılar
yaşlanmış nöronlardaki (Beynin ana sinir hücreleri) bazı ileri yaş değişikliklerinin
duyarlı bireylerde Alzheimer hastalığının semptomlarını oluşturan bir
otoimmün cevabı tetikleyebileceğini öne sürmektedir. İlginçtir ki gerçekten
de Alzheimer hastalığı olanların beyinlerinde anti-beyin antikorları tanımlanmıştır.
Alzheimer hastalığı olmayan yaşlanmış beyinlerde de bazı anti-beyin antikorları
tanımlandığı için bu antikorların önemi bilinmemektedir. Dahası, bir otoimmün
cevabı tetikleyecek değişiklikler beyin nöronlarında oluşsa bile, bu beyin
hücresi değişikliklerinin hangi nedenden kaynaklandığı bilinmemektedir.
4- 4- Yavaş Virüs Teorisi
Alzheimer hastalığına çok yakın benzerlik gösteren bazı beyin hastalıklarında
(örneğin Creutzfeldt-Jakob hastalığı), bir yavaş etki eden virüs bulunduğu
için Alzheimer hastalığında da etkenin böyle bir virüs olabileceği öne
sürülmüştür. Çeşitli araştırmacılar Alzheimer hastalığı kurbanlarındaki
şüpheli beyin değişikliklerinin bir virüs tarafından oluşturulmuş olabileceğini
iddia etmiştir. Ancak günümüze kadar Alzheimer hastalığı olanların beyinlerinden
herhangi bir virüs izole edilememiştir ve Alzheimer hastalarının beyinlerinde
diğer viral demansı olan hastalarla karşılaştırılabilecek türden bir immün
reaksiyon bulunmamıştır. Bugün Alzheimer'da bir viral neden ihtimaline
tam olarak dışlanabilir ne de ispatlanabilir.
5- 5- Kan Damarları Teorisi
Beyine kan sağlayan kan damarlarındaki bozukluklar Alzheimer hastalığının
muhtemel bir nedeni olarak incelenmiştir. Beyin kan damarlarının sertleşmesinin
(serebroarterioskleroz) Alzheimer'a neden olmadığı gösterildi. Böylece
yüksek basınçlı oksijen kamarası tedavisinin Alzheimer için etkisiz bir
tedavi yöntemi olduğu gösterildi.
Bir diğer kan damarı problemi olan ve sıklıkla hayatın ileri dönemlrenide
karşımıza çıkan inme, Alzheimer hastalığının semptomlarına benzer semptomlar
oluşturabilmektedir. Ancak multienfarkt demans olarak anılan bu durum
Alzheimer hastalığınldan farklıdır. Yakın zamanda kan damarları teorisi
geliştirilerek beyni, beynin dışında yer alan kan da dolaşan yabancı cisimlerden
ya da toksik ajanlardan koruyan membran benzeri bir yapıya sahip kan-beyin
bariyerinde potansiyel bozukluklar olabileceği hipotezini kapsayacak hâle
getirilmiştir.
Bilinç kaybı görülen ağır kafa yaralanmaları ile ardından görülen Alzheimer
arasında kuvvetli bir ilişki olduğuna dair pek çok bildiri bulunmaktadır.
Neden böyle bir ilişkinin olduğuna dair bir teoriye göre bu yaralanmaların
sonucunda kan-beyin bariyerinde oluşması mümkün yırtılmalar bu ilişkinin
nedenidir.
ALZHEIMER HASTALIĞININ TEDAVİSİ:
Alzheimer hastalığını tedavi yaklaşımında 2 kritik kavşak noktasına varılmıştır.
1- 1- Alzheimer hastalığının normal yaşlanma sürecinden farklı bir rahatsızlık
olarak kabul edilmesi.
2- 2- Önemli bir hastalık ya da sakatlık için tedavi edici ya da sosyal
müdahaleler geliştirirken bakım kavramının, tedavi kavramı kadar önemli
olabileceğinin farkedilmesi. Dahası, daha evvel bahsedilmiş olan Alzheimer
hastalığının semptomlarına ek olarak diğer semptomlar ve ağırlaştırıcı
faktörler problemi büyütebilir. Alzheimer hastalığının klinik seyri sırasında
hasta kaynaklı, çevresel ve ailevî stresler de bir araya gelip hastanın
işlev bozukluklarını ve aile yükünü arttırabilir. Bu stresleri tanımlamak
ve gerekli değişiklikleri yapmak daha etkin tedavinin ve daha azgünlük
problemin temelin oluşturabilir.
Alzheimer hastasında depresyon ya da kuruntu işlev bozukluğunu arttırabilir.
Alzheimer hastası olan bazı bireylerde hastalığın seyri sırasında ortaya
çıkabilen bu sorunlar hafıza zayıflamasına katkıda bulunacaktır. Bu ek
sorunlar ile hasta sırf demans doa beklendiğinden çok daha kötü olacak
ve klinikte "artmış sakatlık" durumu olarak adlandırılan tablo
ile karşımıza çıkacaktır. Depresyon tek başına bazen yalancı demans diye
adlandırılan bir tabloya neden olabilir. Demans ile depresyonun birlikteliğinde
depresyon Alzheimer hastasında daha büyük yetersizliğe ve soruna yol açacaktır.
Alzheimer hastalığında depresyon tedavi edilebilir. Gerçekten de bu Alzheimer
hastalığında gözlemlenebilen en ilginç olaylardan birini göstermektedir.
Artmış sakatlık durumunu hafifleterek altta yatan hastalık sürecinin ilerlemesine
rağmen gerçek bir klinik iyileşme sağlanabilmektedir. Diğer bir deyişle,
hastanın belirtileri hafifletilebilir, çektikleri azaltılabilir ve sonuç
olarak aileye düşen yük hafifler. Bunlar tüm hastalıklar için geçerli
olan geleneksel tedavi hedefleridir.
NIMH intromural programındaki araştırmacılar Alzheimer hastalarının ruh
halini değerlendirebilmek amacıyla geliştirdikleri Demans Ruh Hali Değerlendirme
skalasını test etmektedirler. Bu skala hastaların hastalık süresince ruh
hallerini kaydeder ve farklı antidepresan tedavilerini değerlendirmede
yardımcı olabilir.
Hastanın yakın çevresi de hastanın olayla başa çıkabilmesine etki ederek
zararın düzeyini arttırabilir. Çevreyi hastaya uyarlamak yoluyla çevre
faktörleriyle oluşan stres azaltılabilir. Güvenlik konusu da kişiyi merdivene
doğru bilinçsizce gitmekten ve düşmekten korumak gibi gözönünde bulundurulması
gereken bir konudur.
Yakın çevreye hatırlamaya yardımcı olacak notlar yerleştirerek hpafıza
kaybıyla savaşmalı ve sonucunda oluşabilecek stres ile organizasyon bozukluğunu
engellemek bireyin engellenme hissini de azaltabilir. Bakım için gerekli
olan en koruyucu fakat en az kısıtlayıcı ortamı bulmalı bir noktadan sonra
hastayı evden uzaklaştırıp gerekli şartlara sahip, Alzheimer hastalarıyla
uğraşan bir bakım evine yatırmayı gerektirebilir.
Aile üzerindeki stres hem hastayı hem de bakım sağlayan kişiyi etkileyebilir.
Bakımı sağlayanlar sıklıkla hastanın aile bireyleri, eş ya da çocuklarıdır,
ağırlıklı olarak karısı ya da kız çocuklarıdır. Zaman geçtikçe ve yük
arttıkça bu yalnızca bakıcının kendi ruh sağlığı için ber tehdit oluşturmakla
kalmaz, aynı zamanda bakıcının Alzheimer hastasına göstereceği bakımı
da etkiler. Dolayısıyla aileye bir bütün olarak yardım sağlanması esastır.
Hastalık ilerledikçe aile sevilen bir kimsede rahatsız edici değişiklikler
gördükçe gittikçe artan bir endişe ve acı hisseder ve genellikle yeterince
yardım edememekten dolayı suçluluk duyarlar. Böyle bir durumdaki aile
bireylerinin arasında görülen reakitf depresyon sıklığı çok yüksektir.
Bakıcılar kronik olarak stres altındadır ve ortalama bir insana göre depresyondan
yakınmaları çok daha muhtemeldir. Eğer bakıcılar evlerinl dışındaki görevlertinden
ayrılmak zorunda kalırlarsa, gittikçe daha izole hissedecek ve artık toplumun
üretken bir üyesi olamayacaklardır.
NIMH desteğiyle gerçekleştirilen bir çalışma göstermiştir ki bakıcılarda
yalnızca artmış infeksiyöz h9astalık ve depresyon değil aynı zamanda sıklıkla
baskılanmış bir bağışıklık sistemi bulunmaktadır. Bakıcılar hakkında yapılan
bir diğer çalışma %54 bakıcı da depresif ruh hali ve %67 bakıcıda da öfke
olduğunu göstermiştir. Bilim adamları öfkesini içinde tutan bakıcıların
daha fazla kardio-vasküler hastalık tehdidi altında olduğu hipotezini
öne sürmektedir.
Bakıcıların arasında görülen depresyon olasılığı, yoğunluğu ve süresi
elde olan müdahale yöntemleriyel azaltılabilir. Aile bireyleri birbirlerine
duygusal destek olabildikleri ve muhtemelen profesyonel adınşam alabildikleri
ölçüde sevdiklerinin hastalığı ile başa çıkmasında yardım etmeye hazırlıklı
olacaklardır ve kendilerinin yapabileceklerinin sınırlarını daha sağlıklı
bir şekilde değerlendirebileceklerdir.
George ve Mary Ellen'in komşuları, ortalıkta bir problem olduğunu fark
ettikleri için gittikçe daha fazla endişelenmekteydiler. Bir sabah gazetenin
alınmadığını görünce, iki komşu ziyarete gitti. Kapıya kimse cevap vermeyince
kapıyı açmayı denediler ve açık olduğunu görünce içeri girdiler. George
telefonun yanında sırtüstü yatmaktayken Mary Ellen piano da bir melodiyi
çalmaşa çalışıyordu. George için bir ambulans çağıran komşular uzaktaki
kızlarından birine telefon ile haber verdiler. George hastanede kalp krizi
nedeniyle yatarken ilk defa geçmiş aylarda olan olayları çocuklarıyla
paylaştı ve gelecek için bazı planlar yapması gerektiğini fark etti. Kızlarından
biri hastaneden çıktıktan sonra 2 ay süreyle George ve Mery Ellen'in yanında
kaldı. Haftad abir temizliğe gelmesi için birini bulduktan sonra annesi
ile babasının sağlıklı beslenebilmesi için evlere yemek servisi yapan
bir firma ile anlaştı. Ebeveynlerinin kilisesi aracılığıyla Mary Ellen'in
yaşlılar için olan haftada 5 günlük bir bakım programına dahil etti. Mary
Ellen her sabah bir gündüz bakım minibüsü ile evinlden alınıyordu ve akşam
üzeri geç bir saatte evine bırakılıyordu. Sürekli endişeden arınan George,
hızla iyileşti ve yazılarına geri döndü. Eskiden arkadaşlarıyla mpaylaştıkları
sosyal yaşamı özlemesine rağmen Mary Ellen ve Georg'un yakın bir ilişki
kurabildikleri dönemlerde oluyordu. George artık Mary Ellen'in bir gün
bir bakım evine yatırılması gerekebileceği gerçeğini kabul etmiştir ve
ne ile karşılaşırsa karşılaşsın ailesinin, dostlarının, kilisenin ve toplumun
yardımıyla her şeyin üstesinden gelecektir.
Sorunların bileşenleri farklı olabileceği için müdahalenin de odak noktası,
tabiatı ve kaynakları farklı olmalıdır. Müdahaleler hastanın semptomları
üzerine, etkilenmiş olan bireyin günlük çevresine ve aile destek sistemine
odaklanmalıdır. Ailenin vereceği destek, ev işleriyle ilgilenebilecek
biri ya da diğer bir yardımcı, davranış terapisi ve ilaç kullanımı gibi
konular, özgün müdahaleler kapsamında olabilir.
Alzheimer hastalığının günümüzde tedavi edilememesine, geri çevrilememesine
ya da ilerlemesinin durdurulamamasın arağmen hem hastanın hem de ailesinin
hastalığın gidişi boyunca daha insana yakışır şekilde ve daha az rahatsızlık
çekerek yaşamasına yardımcı olmak için pek çok şey yapılabilir. Bu amaç
uğruna uygun klinik müdahaleler ve toplumsal hizmet imkanları araştırılmalıdır.
SÖZLÜK :
Asetilkolin: Alzheimer hastalarının beyinlerinde azalmış seviyede bulunan
bir nörotransmitter.
Amyloid öncül Protein (APP): Beta amyloid içeren beynin normalde bulunan
temel bileşeni. alzheimer de APP kopar ve beta amyloid salar. Bu beyin
ve beyin-omurilik sıvısının her ikisinde de bulunabilir.
Kortisol: İnsan da bulunan önemli doğal glukokortikoid (GK). Birincil
stres hormonudur.
Demans: Hafıza kapasitesi gibi entellektüel yeteneklerin sosyal ya da
mesleki işevlere engel olacak derecede kaybı
Hippocampus: Duygu ve hafızanın düzenlenmesine yardım eden ön beyinde
derinde bulunan alan.
Multi-infarkt Demans: Çeşitli inme atakları nedeniyle oluşan demans
Sinir Büyüme Faktörü: Vücutta doğal olarak bulunan kolinerjik sinirlerin
büyümesini sağlayan madde.
Nörotoksik: Sinirlere ya da sinir dokusuna zehirli etkisi olan.
Meynert'in Nucleus Basalisi'i: Ön beyinde yer alan ve beyin kabuğu alanlarıyla
bağlantılı kolinerjik sinir hücrelerinin küçük bir grubu.
Yalancı Bunama: Demansınkilere benzer bilişsel değişikliklerin olduğu
ilerleyici beyin hastalıklarınldan kaynaklanan depresyonun şiddetli formu.
|